Aristoteles: “Bütün insanlar, doğal olarak, bilmek isterler” siz bu sözü nasıl yorumluyorsunuz?


 

Ben bu sözü olduğu gibi yorumluyorum ve ben bu sözü çok severim, bayılırım bu söze. Çünkü ben bütün insanların doğal olarak bilmek istediklerine inanan bir adamım, ben de öyle biriyim. Ben üniversitede Aristoteles’i anlatırken bu, metafiziğin ilk cümlesidir veya bu cümleye bir şekilde temas ederken şöyle derdim: “Bütün insanlar, doğal olarak, bilmek isterler. Türkler hariç.” Aynen cümleyi bu şekilde söylerdim, meydan okurdum ve herkesi çok güldürürdüm, şimdi siz de tebessüm ettiniz. Şimdi Yunan medeniyetinden bahsederken, onun Batı medeniyetinin temelinde olduğunu söylerken bir iki kelimeyle bir şeylere temas ettim, dedim ki: “Batı medeniyetinin temelinde olan bilgi, doğa, yasa kavramı da Antik Yunan medeniyetinden geliyor.” Bilgiyi, burada daha dar anlamda, bugün gerçekten bilgiden anladığımız anlamda kullandım, yani bilim -bilimsel bilgi veya felsefi bilgi, ikisi de benim için aynı şeydir.

 

Sokrates’in bir cümlesi vardır: “Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz.” Bu birinci, olağanüstü bir cümle, ben buna da inanırım. Hiç kimse gerçekten bilerek kötülük yapmaz. Hatta bunu totolojik bir doğru olarak bile kabul edelim. Bir insan bir şeyin hem kötü olduğunu bilecek hem de onu yapacak. Böyle bir şey mümkün değil. “Ama hocam, insanlar kopya çekmenin veya hırsızlık yapmanın kötü olduğunu söylerler ama yaparlar?” derseniz, hayır. O hırsızlık, kötülük yapmanın kötü olduğunu söylemek başka, onu bilmek başka bir şey. Bir şeyin kötü olduğunu söylemek başka bir şey yapmak başka bir şey. Bizim babalarımız da rüşvet yeme veya yalan söyleme derler, onu yapma bunu yapma derler ama hepsi yalan da söyler, rüşvet de yer. Yani bu bir taraftan bunu yapmanın kötü bir şey olduğunu söylerken diğer taraftan ona inanarak söylemiyor. O, onda gerçekten bilgi değil. O; senin için, seni ikna etmek için veya seni kandırmak, kazık atmak için söylenen bir bilgi. Yoksa bir kimse hakikaten hem bir şeyin kötü olduğunu bilecek, hem de yapacak? Mesela hayat, herhalde ölmekten iyidir. Öyle değil mi? Şimdi ben sana şuradan aşağıya atla desem atlamazsın, çünkü hayat tatlı. Doğru mu? Bu bilgi değil mi? Bu bilgiye uygun davranmayacak hiç kimse olabilir mi? “Ama hocam intiharlar var” diyebilirsiniz ama onlar normal durumlar değil ki. Onlar hayatın yaşanamayacak kadar acı ve kötülük dolu olduğunu veya çeşitli nedenlerle düşünen insanlar.

 

Kısaca şunu demek istiyorum: Bilgi; hepimizin, insanın -hatta hayvanların- temel davranış biçimidir. Bunun yanında başka neler vardır? Bir de inanma da vardır, güzel şeylerden zevk alma da vardır. İnsanı tanımlamak istiyorsak: İnsan, bilen bir varlıktır. İnsan, inanmak isteyen bir varlıktır, onu da kabul ederim ve hatta İnsan, dünyayı zevkli bir algının konusu olarak yaşamak ve bundan haz duymak isteyen bir varlıktır da diyebiliriz. Ama bilgi temel vasfımızdır. İnsanı insan yapan bilgidir. Ve insanı insan yapan bilgi olduğu için, insan, medeniyetini zaten temelde bilgiye dayanarak; dünyayı, eşyayı, doğayı bilerek, tanıyarak, algılayarak ve ona hâkim olarak gerçekleştirmiştir. Bizim eskiden bulunduğumuz yerden şimdiki yere gelmemizi sağlayan mimariyi, sanatı, felsefeyi, bilimi, ahlâkı, hukuku ve diğer her şeyi yaratmamızı sağlayan şey bilgi. O halde, “Bütün insanlar, doğal olarak, bilmek isterler” cümlesi kadar doğal ve normal bir cümle yoktur.

 

Bilgi insana haz mı verir? Verir. Mesela bana verir, Aristotales’e de veriyordu. Aristoteles’in temsilcisi Yunan filozoflarına da veriyordu, dünyayı bilmek istiyorlardı. “Hocam, Bilmenin aynı zamanda bilmeye dayanarak, teknoloji, fen, teknik, dünyada bir takım faydalı işler yapma amacı da yok mu? Elbet de var. Ama tekrar ediyorum: İnsanın temel özelliği, bilmek isteyen bir varlık olmasıdır. Bütün diğer özelliklerinin başında bilmek isteyen bir varlık olması gelir. Bilmenin kendisi faydalı olabilir. Bilmenin kendisi bize sadece bilmek olduğu için de mutluluk verir. Geçmişte mesela dünyanın hangi jeolojik dönemlerden geçmiş olduğunu bilmek istiyoruz değil mi? Arkeoloji ile hangi toplulukların hangi zamanda ne yapmak istediğini de bilmek istiyoruz. Tarihi de bilmek istiyoruz. Ne faydası var bize bunların? Hiçbir faydası yok. Efendim geleceğe dönük olarak, bunlara dayanarak hiçbir faydalı iş yapamayız. Yani geçmişte dünyanın hangi tabaka ve aşamalardan geçtiğini ya da bizim nerden geldiğimizi, evrimi, biyolojiyi bilmek bize hiçbir fayda sağlamaz. Onu bilerek başka bir şey mi ortaya koyacağız biz? Hatta belki zararı bile var bize. Örneğin birçok insan biz maymundan mı geldik diyerek üzülüyorlar. Ben üzülmüyorum çünkü onun bana verdiği mutluluk ondan doğan zararları, mesela inançlarım sarsılmasından doğan zarardan daha değerli. Kesinlikle öyledir. Zaten felsefe budur. Ne dedik tanımında? “Bilgelik sevgisi.” Felsefe bilgiden başka bir şey değildir. Ama öyle sıradan, adî bilgiden ziyade, önemli, değerli, anlamlı bilgiden söz ediyoruz. Ama bilgi, bilgidir. Yine de bilgidir.