İnternetin ve bilhassa Youtube’un hayatımıza girmesiyle değişen müzik dinleme alışkanlıklarımızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Canlı performans ile kıyaslandığında ne denli bir fark oluştuğunu söyleyebiliriz?


 

Ben internetin klasik müziğe, çok sesli müziğe etkisinin aşırı bir biçimde olumlu olduğunu düşünüyorum. Tabii şöyle, bu müzik bir süre bocalama dönemi yaşadı; özellikle de endüstriyel boyutuyla. Şimdi, bu müziğin farklı boyutları var: Bir, eğitim boyutu mevcut mesela. İnternetin bu eğitim dünyasına getirdiği birtakım yenilikler var. Eğitim dünyası, müzik eğitimi; internetten evet, çok güzel yararlanıyor. Zaten öyle de olması gerekir ama o anlamda katastrofa yol açacak bir dönüşüm yaşanmadı.

 

İnternetin müziğe, müzik üzerinde yarattığı tahribat diyelim veya müziği bocalatması özellikle iki sektörde yaşandı: Bir; canlı, icra, performans, konser ve opera alanında, bir de işte CD vesaire kaydı alanında. Bunun; internet üzerinden dinleme alışkanlığında, sisteminde diyelim, tabi çok belirleyici bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Ne anlamda? İkiye ayıracak olursak, demin dediğim gibi bir performans alanında, bir kere insanlar eskisi kadar konser salonlarına, opera salonlarına gitmez oldu. Biraz önce hep söylediğimiz gibi, müziğin artık eskisi-geçmiş yüzyıllardaki-kadar toplumsal yaşamda ön planda olmaması, başka birtakım unsurların, zevklerin, keyiflerin, kültürlerin devreye girmesi ve müziğin geri plana çekilmesi. Tabii bunun etkisi büyük ama en önemli etkilerden biri de kuşkusuz İnternet.

 

İnternet sayesinde artık insanoğlunun önüne gelmeyen kalmadı. İnsanoğlu her şeyi internet sayesinde aniden çekip önüne alabiliyor. Ve saatler geçirebiliyor; yani o, insanoğlunun artık vücudunun bir parçası, bir uzvu haline geldiği için konser salonuna gidecekken ya da iki adım atıp da salona gidecekken bunu yapmıyor. İnternetten tıklıyor, konseri ayağına getiriyor. Tabii bunun performans sektörü üzerinde çok farklı etkileri oldu, bizim hatta özellikle 2000’li yılların başında “klasik müzik ölüyor” diyerek çok yaptığımız tartışmaları da tetikledi. Çünkü konser salonları boşalıyor, işte  gençler, özellikle de bu internetle çok haşır neşir gençler salonlara gitmiyor. Müziği dinleyecekse de internetten dinliyor. “Bu canlı müzik ne olacak? Klasik müzik ölüyor!” falan vesaire bir sürü kara senaryolar ama klasik müziğin ölmeyeceği de aşikâr.

 

Kendine çekidüzen vermesi gereken, bu yeni teknoloji karşısında kendini farklı bir biçimde konumlandırması gereken işte bu icra, performans sektörüdür. O da zaten kendini şu anda adapte ediyor. Başarılı olduğu alanlar çok, örneğin; internetle şu anda çok içli dışlı. Sembol orkestraları, opera salonları internetten canlı, kesintisiz yayınlar yapıyorlar. İnternetten videolar yayınlanıyorlar ve çok ciddi izlenme oranları yakalıyorlar. Bunu keşfettiler.

 

Bir de kayıt anlamında tabii çok sıkıntılar yaşandı. Kayıt firmaları çöktü bunlar kocaman kayıt firmalarıydı. Bir patlama yaşandı. Yani, şöyle malum LP Dönemi vardı. Long Play Dönemi, 83-84 gibi bitti. Sonra CD Dönemi başladı. CD’nin çıkmasıyla birlikte LP’ler CD’lere çevrildi , 1985-2000 arası, böyle bir 15 sene klasik müzik kayıt dünyasında muazzam bir patlama yaşandı. İşte o patlama da bittikten sonra bu internetle birlikte gelen indirme, kesintisiz yayın etme teknolojilerinin artçı etkileri bütün bu kayıt firmalarını çok olumsuz etkiledi. Bunların bir kısmı battı, o CD patlamasından sonra oldu bu. LP’leri CD’ye çevirdikten sonra bu insanlar CD alımlarını da yaptılar, diskoteklerini oluşturdular. Artık firmalar tabii bu işi bitirmek durumunda kaldılar. Yeni CD’ler de yapamadılar, çünkü internet başlıca rakip. Dolayısıyla CD olayı sıkıntıya girdi.

 

Şu andaki manzara, işte bu batan battı. Şu anda, özellikle tabi Batı’dan bahsediyorum yani Türkiye’de böyle majör bir pazar yok o anlamda. Avrupa, Amerika, Japonya; buralarda şimdi butik firmalar var. Klasik müzik kayıtları dünyası, hâlâ çok canlı bir dünya. Ben de bir parçasıyım. Ben de Andante Dergisi’ne, dergimizi temsilen International Classical Music Awards (ICMA) “Uluslarası Klasik Müzik Ödülleri” diye bizim bir organizasyonumuz var. Avrupa’nın bir başkentinde biz her yıl en başarılı, en iyi klasik müzik CD’lerini, DVD’lerini ödüllendiriyoruz. Ben de profesyonel anlamda bu işin içindeyim ve gelişimi yakında takip ediyorum. Gördüğüm, bu tip firmalar çok sağlam bir şekilde yollarına devam ediyor. Tabii bazısı üretimi, küçük bazısı büyük. O ayrı, başarısına göre ama hepsi İnternetle dost. İnternet üzerinden yayınlar yapıyorlar. Dijital dosyalar satıyorlar, dijital ses dosyaları. Gençlere bunlar çok hitap ediyor ama bunları artık orta yaş da tüketiyor.

 

İnterneti şu anda klasik müzik dünyası kabullenmiş ve içine sindirmiş durumda. Bununla ilgili işte, ” Daha nasıl yapabiliriz de internetten fazlaca yararlanabiliriz? İnternet üzerinden insanlara daha fazla nasıl ulaşabiliriz?” in hesabını kitabını yapmakla meşguller.  İnternetin en büyük faydalarından biri, işte son birkaç yıldır gördüğümüz bu müzik akış yayını servisleri. Spotify, Apple Music, Idacio… Bizim, özellikle klasik müzik alanına hitap eden özel müzik akış yayını servisleri de var. Platformları var ve Hi-Fi kalitesinde sesler sunuyorlar. Klasik müzikte çünkü Hi-Fi önemli. Ben bunları inanılmaz faydalı buluyorum.

 

Tabii bunların, tüketiciye, müziksevere, müzik dinleyicisine olan etkileri bir yana, müzik sektörüne olan etkileri bir yana. Müzik sektörü deyince de ikiye ayırıyorum: Bir, bu müziği yayınlayan firmalar, kayıt şirketleri, bir de, bu kayıtları satan. Şimdi bu zaten kayıtları satan şirketlerin durumu içler acısı. Bunların çoğu kapandı. Pek çoğu da küçük küçük artık butik faaliyetleri sürdürüyorlar çünkü CD alan maalesef çok azaldı. Neden azaldı? İşte bu Spotify, Apple Music ve diğerleri yüzünden. Tabii bunlar büyük bir hizmet. Çok cüzi bir miktar karşılığında aylık vererek abone olabiliyorsunuz ve dinlemediğiniz şey kalmıyor.

 

Yani zaten bir insanın dinleyebileceği müzik sayısı bellidir. O yüzden inanılmaz bir seçenek sunuyorlar ve ben de bir Spotify kullanıcısıyım. Çok severek de kullanıyorum ve bizde diskotek yapma kültürü vardır mesela. Batı müziğinde, diskotek oluşturma. Yani hatta diskoteği ile gururlanma. Bu bir gurur vesilesidir. Geçmişte çok büyük diskotekler oluşturuldu, bu LP’den. Eskiden LP koleksiyonuydu. CD’ye geçince insanlar CD’leri bir araya getirmeye başladı ve onlardan kocaman diskotekler oluşturdular. Aynı kütüphane, kitaplıklar gibi. Bu diskotekler şimdi, atıl durumda kalmaya mahkûm. Tabii hâlâ CD Player’a, onu böyle itimatla koruyan, CD’de dinleyen, öyle dinlemeyi tercih eden kesimler de var. Bu bir süreçtir. Yani bu ya azala azala bitecek, ya da az bir şekilde devam edecek. Onu bilemeyiz. Fakat çok geniş bir kesim artık CD’den yüz çevirip tamamen bu dijital formatta dinlemeye yöneldi.

 

Evet, yani, bu dönüşüm; inanılmaz bir kolaylık, pratiklik sağlıyor. Ben de pek çok yeni albümü bu sayede dinleyebiliyorum. Evet, işim gereği tabii bana çok fazla albüm geliyor ama inanın bazen o albümlerin jelatinini çıkar, aç, koy… Bu bir ritüeldi.  Bu ritüeli hepimiz seviyorduk ama herhâlde hayat şartları gereği artık ritüellerimizden de kopuyoruz. Bu iyi mi, kötü mü bilemedim ama bu benim hoşuma gidiyor, bu kolaylık. O yüzden çok önemli bir hizmet olarak görüyorum. Gençlerin klasik müziğe yaklaşmaları, sevmeleri ve tüketmeleri açısından da çok önemli görüyorum.

 

Zaten gençler, biliyorsunuz YouTuber nesli. Gençler YouTube üzerinden de çok fazla klasik müzik dinliyor. Konser salonlarına gitmiyor, operalara gitmiyor belki ama İnternet üzerinden çok yoğun izliyorlar, dinliyorlar. Şimdi bu dinleme deneyimine Spotify da katıldı.