Bize tavsiye edebileceğiniz ve kendi beğeniyle deneyimlediğiniz eserlerden/sanatçılardan bahsedebilir misiniz?


 

Dünyadaki bilimsel gelişmelerden haberdar olmak istiyorum ama bilim benim hayatımı bağladığım bir alan değil. Bilimin ve bilimsel doğruların bizim hayatımız üzerindeki sonuçları beni daha fazla ilgilendiriyor. Doğa bilimlerinden çok sosyal bilimler ile ilgilenirim. Doğal olarak benim işim de bu. Dolaysıyla sosyal bilimlerin -ama teknik problemlerle ilgili kitaplarını değil de- o bilimlerde elde edilen sonuçları, -tek bir bilim de değil; ekonomi, sosyoloji, psikolojide elde edilen sonuçları- büyük bir bakış açısından, büyük bir sentez içinde veren kitapları severim. Mesela diyelim Jared Diamond’ın kitapları… Collapse, Düne Kadar Dünya, Mikrop Silah Çelik… Ya da Harari’nin (Yuval Noah) kitapları ya da Michael Cook’ın kitapları… Şimdi ben bilimsel kitapları seviyorum ama teknik anlamda değil, geniş anlamda bilimsel kitaplar. Sosyal bilimlere ait kitapları seviyorum. Kapsayıcı, kucaklayıcı kitapları seviyorum. Bana, insan, geçmiş, gelecek, kültür ve medeniyet hakkında bilgi veren kitapları seviyorum.

 

Bunun dışında arkeolojiye karşı özel bir ilgim var. Ayrıca geçmişle ilgili olarak -jeoloji değil de- antropolojiye çok ilgim var. İnsanın menşei nerede, ne zaman, nasıl başladı… O tür kitaplar da var. İnsanlığın nerde, ne zaman, nasıl başladığına dair kitaplar. Şimdi okuduğum bir kitap var, Bronowski’nin İnsanın Yükselişi. Öyle kitaplar vardır.

 

Sizin gibi insanlara ve topluma yardımcı ve yararlı olmak için onlara iyi gelecek ve onların ihtiyacı olan bilgileri verecek şeyleri çalışıyorum. İslam felsefesi, Hıristiyanlık, Antik Yunan, bunlar arasındaki ilişkiler… Ama kendi keyfim için bunlara çalışmıyorum, bunları istemiyorum zaten. Bunları biliyorum zaten. Bilmediğim şeyleri seviyorum ben. Yani sizin için bunları anlatıyorum, sizin için bunlara çalışıyorum, sizlere anlatabileyim diye. Ama kendi keyfim için tarih, arkeoloji, geçmiş toplulukların hayatı, antropoloji, etnoloji gibi kitapları seviyorum.

 

Müzik ve sanat zevkim sınırlıdır benim. Yani öyle modern zevklerim yoktur, post-modern falan hiç değilim. Plaklardan da gördüğünüz üzere ben hem Klasik Türk müziğine bayılırım hem de Klasik Batı müziğine bayılırım. “Hocam öyle şey olur mu?” Olur işte, ben böyleyim. İkisi de severim. İkisi de benim çok hoşuma gider. Klasik Batı Müziği derken de 19.yüzyılın sonuna kadar olan müziği severim. Yani herkesin tanıdığı Beethoven, Mozart, Mallender, Bach… Modern olanlar içerisinde Şostakoviç’i ve Stravinsky’i severim. Müzik zevkim bu kadar.

 

Edebiyat ile ilgili zevkimde de modern edebiyatı sevmem. 19. ve 20. yüzyıl klasikleri, Rus edebiyatı; Tolstoy, Çehov -Çehov’a bayılırım, en sevdiğimdir-, Dostoyevski, Turgenyev… Veya Fransızları, çok okurdum. Flaubert, Sartre, Camus’u çok severdim. Tabi gençliğimde daha çok severdim. Yani edebiyat zevkim de çok gelişmiş değildir. Yeni türleri anlamıyorum. Tavsiye ediyorlar, öğrencilerim hediye ediyorlar, oku diyorlar, alıyorum okuyorum anlamıyorum. “Ama bunda bu sanatlar var.” diyorlar. Onları başkası öğrensin diyorum, benim artık yeni sanat öğrenecek halim yok.

 

Resim yine tahmin ettiğiniz gibi, Rönesans resmini çok severim. Bruegel, [Hieronymus] Bosch, Leonardo, Raffaello, Goya, van Gogh severim. Picasso’yu sevmem. Gauguin, Cézanne severim. Hatta Empresyonistleri çok severim, Manet, Monet… Yani benim zevkim klasiktir. 19. yüzyılın sonunda kaldım ben, 20. yüzyıla gelmedim ben.

 

Felsefede de öyleyim. Modern felsefeyi bilmem ben. Yani ben, tabi Hegel’i, Marx’ı bilirim ve severim de ama daha yenilerine geldiğimizde, onları bilmiyorum ben. “Yok efendim, Deleuze ne diyor, bilmem kim ne diyor…” Yalnızca adlarını biliyorum, o kadar. Zaten öğrenmek istediğim zaman da sevdiğim çocuklara söylüyorum gelip anlatıyorlar bana, öğreniyorum. Tavsiye edeceksem kendimi tavsiye ederim. Ama benim zevkim tabi normal bir gencin ilgisini çeker mi? Zannetmiyorum. Yaşlarımız farklı, bakış açımız farklı. Ben tarihi, bilhassa kültür tarihi ve felsefe tarihini seviyorum. Yani öyle çok zekice şeyleri sevmem ben. Türkler Nietzsche’yi çok seviyorlar mesela, ben sevmem Nietzsche’yi. Derdini anlarım… ama böyle Ahmet İnam tarzı şeyleri de sevmem, aşk, Necla, Mücella… Böyle şeyleri de sevmem ben.

 

Benim ustam Aristotales’tir, yani Aristotales’te kalmışımdır ben. Utanmam da böyle şeylerde… He onları da başkaları öğrensin. Hatta bana “Hocam biraz ilgilen” dedikleri zaman “Oğlum onlar hele kendilerini kabul ettirsinler dünyaya, o zaman ilgilenirim” diyorum. Mecbur muyum ulan ben? Çünkü Mozart, Beethoven kendini kabul ettirmiş. Ama mesela Fazıl Say’ı çok seviyorum, bana hitap ediyor. Müziğini seviyorum, insan olarak veya kavgası, siyaseti beni ilgilendirmiyor…

 

Ha bak onu da söyleyeyim, benim bir hocam vardı Nusret Bey, Allah rahmet eylesin. Kendisi tam bir estet’ti. Yani sadece güzel sanatlardan, müzikten kendisince zevk alan. Yani ben dünyayı kurtarmak, Türkiye’yi kurtarmak, Müslümanlığı kurtarmak, Devleti kurtarmak… Hiçbirisi umurumda değil. Ben, deyim yerindeyse, kendi istediğim tarzda, bireysel olarak hayatımı değerli, muhtevalı, içerikli geçirmek istiyorum. Yani ideoloji, politika, kazanç… Bunlar beni hiç ilgilendirmiyor. Onu söylemeye çalışıyorum. Düşüncelerimi zaten söylüyorum. Buna değer veren olabilir olmayabilir. Benim için önemli değil. Nusret Bey de böyle bir adamdı. Biz gençken, adamı biraz politikaya sürüklemek isterdik. “Hocam bakın Marksizm şöyledir, Türkiye’nin kurtuluşu, Türkiye’nin düzeni…” “Boş verin” dedi. “Beni yormayın. Bırakın ben Bach’ımı dinleyeyim -Bach’ı çok severdi-, Beethoven’ının son quartet’lerini dinleyeyim.” derdi…  Ben de böyle bir adam oldum, yaşlı olunca insan böyle oluyor demek. Yani biraz çıkarcı oluyor…