Sağlık bilimlerinde başta yapay zeka olmak üzere teknolojinin etkisini nasıl yorumlarsınız?


 

Şimdi esasında nörobilim ile yapay zeka çok iç içe ve ikisi birbirini güçlendiriyor. Malumunuz ilk kez yapay zeka terminolojisi 1950’lerde kullanılıyor. Cem Say, kitabında bunu çok güzel yazar. 1950’lerde kullanılıyor, daha sonra yapay zeka çalışmaları bir kış uykusuna yatıyor. Ta ki 1980’lere kadar. 1980’lerde, özellikle 90’larda yapay zekanın böyle birdenbire parlamasının en önemli nedeni sinir ağları, “neural networks”. Sinir ağları kavramı geliştikçe buradan bilginin ne şekilde işlenebileceği ve bilgi işleyen sistemlerin er ya da geç zeka oluşturabileceği fikri ortaya çıkıyor. Artık bilgi işleyen sistemlerin er ya da geç zeka üretebileceğini biliyoruz. Aslına bakarsan bu termodinamiğin ikinci yasasına aykırı bir şey. Nasıl ki Ilya Prigogine bunu yıllar önce 80’lerde ortaya koydu, biyolojik sistemler termodinamiğin ikinci yasasına aykırı olarak bir varlık, bir yaşam yaratabiliyorlar. Bu esasında klasik fiziğin ikinci yasasına, termodinamiğin ikinci yasasına aykırı bir durum.

 

Şimdi bunun sadece biyolojik sistemlere ait olmadığını, tüm bilgi işleyen sistemlerinin zeka üretebileceğini yavaş yavaş keşfetmeye başladık. Bu tabii yapay zeka dediğimiz bu yeni alanın birdenbire geometrik şekilde parlamasına yol açtı. O yüzden sözgelimi şimdi “Bilinç nedir?”, “Zeka nedir?” diye çalışanların bir kısmı yapay zekacılar ya da bazı zihinbilimciler, sinirbilimciler yapay zeka gruplarında da rol alıyor. Çünkü aslında işin, yani zekanın, doğalı ya da yapayı yok. Zeka var ve zekanın ister nöron tarafından oluşturulsun ister bilgisayar çipi tarafından oluşturulsun bunun neticesinin aynı olduğuna ve fiziğinin aynı olabileceğine, fiziğini bilmiyoruz da, fiziğinin aynı olabileceğine dair bir kanaatimiz yavaş yavaş oluştu. Dolayısıyla yapay zeka birçok disiplinlinin bir arada varlık sürdürdüğü ve aynen insan aklı gibi her yere aktarılabilecek bir bilgi işleme alanı. Nasıl ki insan zekası resim yaratıyorsa yapay zeka da resim yaratıyor, nasıl ki insan zekası tıbbî bilgi üretiyorsa yapay zeka dediğimiz o zeka da tıbbî bilgi üretiyor. Bu nedenle bilginin de en fazla ürediği yer tıp alanı olduğu için; tıp, hele ki nörobilim, yapay zekanın bir ölçüde doğmasına ya da alevlenmesine bu kadar çok katkı sağlamış bilim alanı olarak ister istemez yapay zekayla el ele yürüyor. Hatta belki de aynı şey. Bu nedenle yapay zeka kendiliğinden bir sinirbilimci olarak, bir beyin cerrahı olarak benim gündemime geliyor.

 

Sadece yapay zekanın neliği açısından değil yapay zekanın laboratuvarda ya da ameliyathanede kullanımı açısından da benim yönümden çok önemli çünkü birçok şeyi malumunuz artık yapay zeka insan zekasından daha iyi tahmin edebiliyor. En son öğrendiğim bir bilgi, Almanya’daki birçok şirket borsadaki para varlığını yapay zeka programları ile şekillendiriyormuş, yani bunların oranı %90’ı aşmış şu anda. Geçenlerde işte ben arkadaşlarıma falan soruyorum:


“Yani herhangi bir ülkede, o ülkenin yargıçları tarafında mı yargılanmak istersin yoksa o ülkenin kanunlarına göre yapay zeka tarafından bir yargılanmak istersin?”


Herkesin dediği şey: “Ben yapay zeka tarafından yargılanmak isterim.” Yani yapay zeka ilginç bir bilim alanı. Çok zevkli bir alan ve sinirbilimle iç içe. Benim de bu alanda çalışan, çok üretken arkadaşlarım da olduğu için onların sayesinde ben de bir miktar ucundan bu işe kendimi bulaşmış hissediyorum bir sinir bilimci olarak. Çünkü aslında nöronal ağlar, yani beyin, en iyi bilgi işleyen bildiğimiz sistem. Yani yaşam içerisinde bilgi işleme marifeti en yüksek olan sistem insan beyni. Haliyle biz insan beyninin ürettiği zekaya doğal zeka diyorsak yapayına da, insan beyninin üretmediği zekaya da, yapay zeka diyorsak, esasında doğalı yapayı olmadan zekânın tek bir ürün olduğunun da farkındaysak o zaman insan beyni ile uğraşan birisinin şimdilik yapay zeka denilen alanla ilgilenmemesi zaten imkansız çünkü herkesin ürettiği şey zeka.

Bilinç başka bir şey, sorarsan onunla ilgili de konuşuruz. Bilinç ayrı bir şey. Onun ne ölçüde yapay zeka ile ilişkili olduğunu henüz bilmiyoruz. Ama eğer maddelerinin arasında varsa o konuya da değiniriz istersen. Şunu söyleyeyim bir de, o da belki önemli; şimdi nörobilimci olmanın dışında tıp mensubu olmak da yapay zeka ile uğraşmayı gerektiriyor. Şöyle bir şey; şu anda tıp alanında bilginin iki katına çıkma süresi 18 ay. 2025 yılında tıp alanında bilginini iki katına çıkma süresi 72 saat olacak. Yani bu kadar büyük bir bilgi yükünü bizim takip etmemize imkan yok. O nedenle hekim ile ya da bilim insanı ile bu bilgi yükü arasında bir yapay zeka olacak. Bu yapay zeka hekim tarafından yönlendirilecek tabii ki ama bu yapay zeka bizim adımıza yeni çıkan bütün bu bilgileri derleyip daha uygun şekilde insan zekâsının ya da insan zihninin daha makul ölçülerde yutabileceği lokmalar haline getirip ona sunacak. Dolayısıyla sadece sinirbilimci olmak hasebiyle değil yani bir tıp mensubu olmak da yapay zekayı bu açıdan bilgi yükünün bir hâle, yola sokulabilmesi, sınıflandırılabilmesi açısından da zaten bir çeşit gereklilik.