“I felt a Cleaving in my Mind —
As if my Brain had split —
I tried to match it — Seam by Seam —
But could not make it fit.”

-Emily Dickinson, Complete Poems of Emily Dickinson

 

Ayrık beyin ya da bölünmüş beyin olarak geçen sendrom, iki hemisferi (yarımküreleri) birbirine bağlayan corpus callosum’un cerrahi olarak kesilmesi (corpus callosotomy) sonucu oluşan bir tablodur. Peki, araştırmacıların corpus callosum’u kesme sebebi nedir? Bu sorunun cevabı kontrol altına alınamayan epilepsi. Bu metinde epilepsi hastalığının detayından bahsedilmeyecek fakat neden böyle bir cerrahi müdahale düşünülmüş ondan bahsetmek gerekir. Epilepsi, beyin nöronlarındaki (sinir hücreleri) ani bir elektro-kimyasal boşalma sonucu gelişen nöbetlere yol açan bir nörolojik hastalıktır. Normalde beyindeki nöronlar elektrik yoluyla birbirleriyle iletişim halindedir ama epilepside bu elektrik aşırı ve kontrolsüzdür. Bu bilgiden yola çıkarak araştırmacıların aklına şu fikir gelmiştir: eğer hemisferler arası bağlantıyı kesersek bir hemisferde başlayan nöronal ateşlenme fırtınası diğer hemisfere yayılmaz ve bu sayede hasta için daha az sorun oluşur. Operasyon cidden de epilepsiyi kontrol altına almada işe yaramıştır ama daha sonra araştırmacılar hastaların bazı tuhaf davranışlar sergilediğini fark etmişlerdir (1). Hastalar üzerinde testler yapılmaya başlanmış ve çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. Ayrık beynin büyüleyici serüveni işte böyle başlamıştır.

 

Yapılan testler sonucunda elde edilen veriler çok şaşırtıcıydı. Araştırmacılar hastaların davranışlarını gözlemlediklerinde davranışlarının tutarlı olmadıklarını fark ettiler. Bu sonuçlar doğrultusunda öne sürülen ilk görüş, hastaların müdahale sonrası bilincinin ikiye bölündüğü veya ikiye katlandığı oldu. Metnin devamında ele alınacağı gibi bu görüş çok da tutarlı değildi. Daha sonra bilincin bütünlüğünün olması gerektiği ileri sürüldü ve bu görüşle ilgili farklı modeller de ele alındı. Bu modellere geçmeden önce bahsedilen bu ‘bilinç bütünlüğünü’ biraz inceleyelim.

 

Ayrık beyinli hastalarda bilincin bütünlüğünün olup olmadığını tartışmadan önce bilincin bütünlüğü’nden ne kastettiğimizi açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Ama ondan önce de bilinçten biraz bahsetmek gerekir. Bu metinde çoğunlukla bilinç, fenomenal bilinç olarak ele alınacak. Peki, nedir bu fenomenal bilinç? Kısaca ‘Onun gibi bir şey olmak’ diyebiliriz . Daha da açarsak bunu, ben olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğim gibi başka bir şeyin (örneğin bir yarasanın) de kendisi gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmesi. (2)

 

Bu fenomenal durumları eş zamanlı olarak deneyimleriz. Şu an bilgisayar ekranına bakarak elde ettiğim görsel deneyimler, bahçeden gelen kuşların sesinden elde ettiğim işitsel deneyimler, duygusal deneyimlerim, ruh halim ve daha fazlası. Fenomenal bilincimde tüm bunların hepsi aynı anda işlenmiyor olsa da birçoğu beraber işleniyor (3). Deneyimler meydana geldiğinde fenomenal atomlardan ziyade birbirilerine bağlı fenomenolojilerden oluşmaktadır.

 

Şimdi de bilincin bütünlüğünden ne anlıyoruz ona bakalım. Diyelim ki güzel bir kahve içiyorsunuz ve bir yandan bir şeyler hakkında düşüncelere dalmışsınız. Fenomenal durumunuz, kahvenin tadını deneyimlediğinizde size hissettirdiği duyusal durumunuz ile bir şeyler düşünürken elde ettiğiniz bilişsel durumunuzu kapsar. Deneyimlerken önce kahveden elde ettiğiniz duyusal durum daha sonrasında bilişsel durumunuzun bilincinde olmaktan ziyade duyusal ve bilişsel durumlarınız beraber bir bütün olarak işlenir. Hatta bazen aralarında bir ilişki bile söz konusu olabilir, örneğin kahvenizi içerken o kahve ile ilgili bir anınızı düşünmeye başlayabilirsiniz. İşte bu toplam fenomenal durumu (fenomenal alan da denir), fenomenal durumların birlikte bu şekilde deneyimlendiklerinde sahip oldukları ilişkiler olarak düşünebiliriz.

 

Peki, fenomenal durumlarımız her zaman uyum içerisinde midir? Bu konuyu ele almadan önce normal bir insandaki görüş alanını açıkladıktan sonra ayrık beyinli hastalara uygulanmış bir testi ele alacağım. Daha sonra da elde edilen sonuçların fenomenal uyumsuzluğa nasıl katkıda bulunduğundan bahsedeceğim.

 

Şekil 1.

 

Öncelikle normal bir insandaki görüş alanının nasıl oluştuğuna ve optik sinirlerin nasıl bir yol izlediğini inceleyelim. Şekil 1 incelendiği zaman dikkat edilmesi gereken ilk şey her bir gözün iki adet optik sinire sahip olmasıdır. Ama çıkan bu iki sinir aynı hemisfere gitmekten ziyade farklı hemisferlere gider. Örneğin, sağ görüş alanını ele alalım. Sağ gözün buruna yakın olan kısmından (buraya nasal retina denir) çıkan sinir ile sol gözün şakak kısmına yakın olan kısmından (buraya da temporal retina denir) çıkan sinir sağ görüş alanından sorumludur. Her iki gözden gelen ikişer sinir optik kiyazma adı verilen bir yerde çaprazlamaya uğrayarak sağ hemisfere sol görüş alanını, sol hemisfere ise sağ görüş alanının bilgisini taşır. O halde, normal bir insandaki görme mekanizmasını anladıktan sonra şimdi ayrık beyin hastaları üzerinde uygulanan testlerde bunun nasıl kullanıldığına bakalım.

 

Şekil 2.

 

Şimdi de ayrık beyinli hastalara uygulanmış ‘anahtar’ ‘yüzük’ (‘key’ ‘ring’) deneyini açıklamakla başlayalım. Şekil 2 bir ayrık beyin hastasını temsil etmektedir. Hastanın iki hemisferi birbirinden ayrılmış olduğundan sağ ve sol görüş alanındaki uyaranlar birbirleriyle iletişim olmayacağı düşünüldüğünden böyle bir deney tasarlanmış. Hastanın sol tarafına anahtar koyulurken sağ tarafına da yüzük koyulmuştur. Optik sinirlerin çaprazlanmasından dolayı hastanın solundaki ‘anahtar’ uyaranı sağ hemisferine giderken sağındaki ‘yüzük’ uyaranı ise sol hemisfere gitmektedir. Araştırmacılar, iki görsel uyaranın da hasta tarafından farkında olup olmadığını anlamak için hastalara ne görüldüğü sorulmuştur. Hasta ‘Yüzük’ diye cevap vermiştir. Bu cevaptan yola çıkarak araştırmacılar, hastanın yüzük uyaranının farkında olduğunu ancak anahtar uyaranının farkında olmadığını söylemişlerdir. Ama bu sadece erken yapılmış bir çıkarımdır. Araştırmacıların böyle bir yorumda bulunmasının sebebi hastanın sadece ‘yüzük’ kelimesini söylemesidir. Bunun sebebi ise konuşma alanın (genellikle) sol hemisferde olmasındandır. Ama hasta sol eli ile (sağ hemisfere giden uyaranın) dokunduğu ‘anahtar’ uyaranından da, ne kadar kendisi belirtmese de, farkında olduğu gösterilmiştir. Metnin devamında da göreceğiz ki hasta anahtar uyaranın da bilincindedir.

 

Aklımıza gelen ilk soru bilinç sol hemisferde midir? Bu bilgiyi baz alarak bazı araştırmacılar ayrık beyin hastalarının bilincinin dil üreten hemisferde (ki bu da genellikle sol) olduğunu iddia etmiştir. Ama bu iddia ne kadar doğru? Konuşma ve/ya anlamayı bilincin bir ön koşulu olarak almamalıyız. Çünkü bu iddia konuşma öncesi dönemdeki çocuklarda ya da afaziklerde (konuşma kaybı olan hastalarda) bilincin olmadığı sonucunu getirir. Ayrıca, son yapılan araştırmalarla kimi ayrık-beyin hastalarında hem sağ hem de sol hemisferde dil üretebilme yetisi olabileceğini biliyoruz.

 

Fenomenal uyumsuzluk (disunity) modeline göre ayrık beyinli hastaların deneyimleri eş zamanlı fakat bir bütün olarak işlenmemektedir. Buna verilebilecek ilk argüman, ayrık beyinli hastalarda ‘anahtar’ ‘yüzük’ deneyi üzerinedir. Deneyde hastalar her ne kadar ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ uyaranların farkındalarsa da ‘anahtar-yüzük’ uyaranın farkında değildir. Yani, hastanın sağ hemisferi ‘anahtar’ uyaranın farkında, sol hemisfer ise ‘yüzük’ uyaranın farkındadır. Ancak, hasta kendisine bütün olarak sunulan anahtar ve yüzük uyaranın farkında değildir. Argümana göre eğer bir özne ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ deneyimine sahipse fenomenal birleşiklik gereği ‘anahtar-yüzük’ deneyimine de sahip olmalıdır. Bu durumda ayrık beyin hastaları fenomenal birleşikliğe sahip değildir. Bu argümana kapama (closure) argümanı diyelim (4). Ama bu argüman tartışmaya açıktır (5). Elimizde objenin ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ içeriği gibi farklı iki uyaran yerine ‘anahtar-yüzük’ gibi bir bütün olarak deneyimlemesi gerektiğine dair kesin kanıt yoktur.

 

Fenomenal uyumsuzluğa ikinci argüman ise davranışsal uyumsuzluk argümanıdır. Ayrık beyin hastasında ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ davranışsal olarak birleşik değildir. Burada bahsedilen davranışsal uyumsuzluk, hastaya neler gördüğü sorulduğunda sadece yüzük demesine rağmen eliyle sol tarafında ne olduğu gösterilmesi istendiği (hastanın kendisi bir şey görmediğini söyler fakat araştırmacı göstermesinde ısrar eder) zaman ise anahtarı gösterebilmektedir. Her ne kadar ikisi de üst düzeylerde işlenmesine rağmen aynı anda işlenmez çünkü söylenmesi gerektiğinde farklı işaret etmesi gerektiğinde farklı cevaplar vermiştir. Argüman devam eder, fenomenal bütünlük davranışsal bütünlüğü gerektirir. Davranışsal bütünlüğe sahip olmadan fenomenal bütünlük sağlanamaz. İşte bu nedenle ayrık beyinli hastaların deneyimleri eş zamanlıdır fakat fenomenal bütünlüğe sahip değildir. Şimdi bu argümana doğrultulan eleştiriye bakalım. Öncelikle bilincin içeriğinin her zaman üst düzeylerde işlenmesi gerekir mi? Bunun her zaman böyle olmak zorunda olmadığını biliyoruz. Zelazo, bir grup çocuğa kart eşleştirme testi uyguluyor (6). Çocuklar kartları renkleri, şekilleri, boyutları gibi bazı özelliklerine göre eşleştirilmesi isteniyor. Çocuklar testin ortasındayken bir anda görev değiştiriliyor (örneğin önceden rengine göre sınıflandırırken şimdi büyüklüklerine göre sınıflandırılması isteniyor) ve çocuklar başarısız oluyor. Daha sonra çocuklara test yapmadan sadece test hakkında konuşulduğunda kuralın aniden değiştikten sonra ne yapmaları gerektiklerinin farkında olduğu görülüyor. Bu araştırma bizi şu sonuca götürüyor, kurallar değiştikten sonra sözsel olarak farkındalık sergilerken bunları davranışa dökmekte başarısız olduklarını görüyoruz. Sonuç olarak davranışsal bütünlük her ne kadar fenomenal bütünlük için bir şart olmasa da ona götüren iyi bir rehberdir.

 

Şimdi de bilincin bütünlüğüne yönelik geliştirilmiş üç modeli (iki akım modeli, kısmi bütünlük modeli ve değişim modeli) sırasıyla ele alalım.

 

 

İki Akım Modeli (The Two Streams Model)


İki akım modeline göre, herhangi bir anda kendi içerisinde fenomenal durumları birleşik ancak birbirleri arasında bir iletişim olmayan iki farklı bilinç vardır.

 

Bu modele göre öne sürülen görüşlerden birisi de, hastalar operasyon nedeniyle bütün tek bir global mekanizmaları (global workspace) iki adet (her hemisfer için bir adet) daha az global mekanizmalara sahip olduğudur. Düşünülünce böyle bir sonucu öngörebiliriz ama ne kadar doğru? Yapılan farklı çalışmalarda hastaların bazıları az da olsa hemisferler arası (inter-hemispheric) iletişime sahip olduğu gösterilmiştir. Örneğin bir araştırmada hastaların bazılarında görsel bilgiler bölünürken dokunsal bilgilerin bölünmediği bildirilmiştir (7).

 

Buna karşı olarak iki akım modelini savunanlar her biri bir hemisferde sınırlı iki deneyimin olduğunu öne sürerler. Burada bahsedilen iki deneyimin içeriği iki hemisferden beslenen fakat birbirleriyle bağlantısı olmayan bir kapsamdır. Bunu ‘anahtar-yüzük’ deneyine göre açıklamak gerekirse, hastalarda sağ hemisferlerinde sadece anahtar, sol hemisferlerinde ise yüzük içeriğinin olmasının yanı sıra bu içeriklerin sadece bulunduğu hemisferde sınırlı kaldığıdır. Örneğin sağ hemisferin, sol hemisferdeki yüzük içeriğinden bilgi almaması… Ama bu argüman da tartışmaya açıktır. Diyelim ‘A-B’ ikili deneyimi olsun (örneğin hastalara uygulanan anahtar-yüzük) ve hastanın sağ hemisferinde ‘A (anahtar)’ deneyimi olsun. Şimdi sorulması gereken soru aynı zamanda sağ hemisfer ‘B (yüzük)’ içeriğine sahip midir? Eğer sahip değilse ‘A-B (anahtar-yüzük)’ içeriğinin nasıl oluştuğunu anlamak cidden zorlayıcı oluyor. Eğer sahip ise de hasta aynı içerikten oluşan iki akıma sahip olmuş oluyor. Yani, sağ hemisfer ve sol hemisferde birer adet olmak üzere toplamda iki adet ‘A’ ve iki adet ‘B’ deneyimi olmuş olur. Peki, bu durumda hasta eş zamanlı olarak aynı içeriği iki farklı hemisferde iki kere mi işliyor?

 

İki akım modeline başka bir itiraz ise, hastalar günlük yaşamlarında davranışsal herhangi bir bozukluk yaşamıyorlarken nasıl iki bilinçten bahsedebiliyoruz? Buna cevap olarak iki akımı savunanlar, bilinçteki bu iki akımın sadece deneysel ortamlarda ortaya çıktığını savunur (8). Buna karşı olarak söylenen görüş ise, fenomenal yapımız nöral altyapımız sayesinde gerçekleşiyor. Peki, nasıl oluyor da nöral altyapımız gündelik yaşam ile deneysel ortamda böyle farklılık gösterebiliyor?

 

Özetle, iki akım modeli ayrık beyin üzerine konuşulmuş (belki de en fazla) geleneksel bir bakıştan öteye gidemiyor. Peki, bu geleneksel görüşe karşı başka hangi modeller gelişmiş bir bakalım.

 

 

Kısmi Bütünlük Modeli (The Partial Unity Model)


Eldeki veriler tam bir karmaşa halindeyken, Nagel belki de tam sayıda zihin olmadığı önermesini ortaya sürdü. Şimdi, Nagel’in ortaya sürdüğü bu fikri anlamak için Lockwood’un kısmi bütünlük modelini inceleyelim (9). Bu modele göre ayrık beyinli hastalarda eş zamanlı deneyimler gerçekleşiyor. Biz bunlara D1, D2 ve D3 diyelim. Bu modele göre kişideki D1 ve D2 deneyimleri beraber D3 ile bütünlük halindeyken birbirleri arasında bir bütünlük yoktur.

 

Kısmi bütünlük modelinin ortaya çıkmasının nedeni ayrık beyinli hastalardan elde edilen veriler ışığında hastaların iki akım modeline kıyasla daha fazla bir bütünlük göstermesi ve tek bir birleşmiş bilince kıyasla ise daha az bütünlük göstermesidir.

 

Peki, kısmi bir bütünlük bilinç için söz konusu olabilir mi? Kısmi bütünlüğe karşı ilk sunulan argüman: kısmi bütün bilinçli bir kişinin fenomenal bakış açısını hayal edemiyor oluşumuz. Ama bu yeterli bir argüman değildir çünkü bizim hayal gücümüzün sınırları aynı zamanda fenomenal olasılıkların sınırı olmak zorunda değildir. Sonrasında daha sağlam bir argüman ortaya atıldı: kısmi bütünlük modelinde asıl sorun onu hayal edemiyor olmamız değil de akıl almazlığıdır. Biz yarasa olmanın nasıl bir his olduğunu hayal edemesek bile yarasa olmanın nasıl bir his olduğunu düşünmekte zorluk çekmiyoruz. Bunun aksine, kısmi bütün bir zihne sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu kavrayamıyoruz.

 

Kısmi bütünlük modeli her ne kadar verilerle daha uyumlu olsa ve hastaların günlük bütünlüklerini hesaba katmada daha iyi olsa da tutarlılığı cidden sorgulanabilir. Ayrık beyinli hastalar için tutarlılığı şüpheli olan bir modeli benimsemekte aceleci davranmamalıyız.

 

 

Değişim Modeli ( The Switch Model)


Levy ve arkadaşları tarafından ayrık beyinli hastalar üzerinde kimerik uyaranlar (dikey olarak ayrılmış birbirine benzer iki farklı yarım resmin birleştirildiği tek resim) ile bazı deneyler yapıldı (10). Deneyde hastaların bazılarına sözel olarak uyaranı söylenmesi gerektiği söylenirken bazılarına elleriyle işaret etmesi gerektiği söylendi. Hastalar anlamsız şekiller, kelimeler, geometrik şekiller, renkler ve daha fazla konularda test edildi. Hastaların çoğunluğu bu deneyde tek bir cevap verdiler. Dahası cevap vermeyen diğer hemisferin ise algıladığına dair hiç kanıt yoktu. Ama birbirleri arasında bir anlaşmazlık da yoktu. Levy ve arkadaşları bu bulguları doğrultusunda iki akım modelinin hemisferler arası çatışma olmamasını açıklamada yetersiz kaldığını vurguladı. İki hemisferde iki ayrı algılama var ise neden biri diğerinin cevabına sorun çıkarmıyor?

 

Levy ve arkadaşları yeni bir model öne sürdüler: değişim modeli. Değişim modeline göre ayrık beyinlerdeki bilinç iki hemisferin arasında değişmesiyle oluştuğu şeklindedir. Hastanın bilincini oluşturmada iki hemisfer de görev almasına rağmen (en azından çoğu zaman) iki hemisferde eş zamanlı olarak bilinç oluşmaz. Hemisferler arasında bu değişmeler hastaların farkında olduğu bilinçten daha fazla bilince sahip olduğu izlenimini doğurdu. Belki de biz de olduğumuzdan daha fazla bilinçliyizdir!

 

Değişim modelinden baktığımız zaman, kapama ve davranışsal uyumsuzluk argümanlarının ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ kelimelerinin aynı anda bilinçli olduğunu varsaydığı için yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Hasta ‘anahtar’ kelimesinin bilincinde ve ‘yüzük’ kelimesinin de bilincinde fakat aynı anda ‘anahtar’ ve ‘yüzük’ kelimesinin farkında değil. Yine de hastanın davranışları iki uyaranın bilincindeymiş gibi görünüyor ancak bu nasıl mümkün olabilir? Aslında davranışları bütünlük halinde değil. Dikkatinin iki hemisfer arasındaki değişim o kadar hızlı oluyor ki davranışları bütünlük gösteriyormuş yanılsamasını doğuruyor (11).

 

Değişim modelini her ne kadar Levy ve arkadaşlarının yaptığı kimerik deneyler desteklese de sadece bundan da ibaret değildir. Bazı farklı çalışmalar da bunu destekler. Bunlardan biri ayrık beyindeki dikkatin yapısıyla ilgilidir. Gazzaniga 1987 yılındaki makalesinde, ayrık beyinli hastalardaki dikkat sistemini ‘çoğunlukla bütünleşmiş’ şeklinde tasvir ediyor (12). Bu çok basite indirgenmiş bir tanım gibi görünse de hastalarda dikkat sistemlerin birleşik olduğunu destekleyen başka kanıtlar da mevcut. C. Krueter ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada bir hemisferin maksimum çaba sarf etmesiyle diğer hemisferin kapasitesinden faydalanabileceği gösterilmiştir. Tabi hastalarda corpus callosum olmadığı için bunun sebebinin de muhtemelen beyin sapına yerleşmiş ‘kapasite dağıtım sistemi (capacity distributing system)’ olduğu düşünülmüştür (13). Ayrıca son zamanlarda, Holtzman ve Gazzaniga tarafından ayrık beyinli hastalarda bir hemisferdeki bilişsel yükün (cognitive load) diğer hemisferdeki performansa etki edebileceğini gösterdi (14). Değişim modeli ayrıca; koma, anestezi, minimal bilinç durumu gibi subkortikal alanlarla (özellikle talamus) ilişkilendirilmiş durumlardan gelen dolaylı bilgilerden de destek alır. Yapılan bütün bu çalışmalarda görülen dikkatin bütünleşme derecesi iki akım modelini veya kısmi bütünlük modelini desteklemezken bunun aksine değişim modelini gayet destekliyor gibi görünüyor.

 

Şimdiye kadar değişim modeli her şeyi açıklıyormuş gibi görünüyor. Peki, neden kabul etmiyoruz onu? Değişim modeline karşı da itirazlar mevcut tabii ki de. Bunlardan bir tanesi ayrık beyinli hastalar deneyimlerin içeriğinde bu kadar büyük ve bu kadar hızlı değişimler oluyorsa neden hastalar bunu fark etmiyor? Bir ihtimal hastaların hemisferler arası değişimi deneysel bağlamın dışında olabilir. Ama bu açıklama da tatmin edici değildir. Belki de ayrık beyinliler çoğunlukla tek hemisferdeki (muhtemelen sol) bilince sahiptir. Buna kanıt olarak yapılan deneylerde hastaların sağ hemisferi bir görevi başlattığı zaman aniden sol hemisferin görevi devralması gösterilebilir (15). Peki, hastalar neden bilinçlerindeki hemisferler arası değişim nedeniyle fenomenal kesiklik (phenomenal discontinuity) yaşamıyorlar. Bu soruya elle tutulur bir cevap olmasa da bilinç bozukluklarında genellikle iç gözlem körlüğü (introspective blindness) eşlik etmesi olduğunu öne sürenler de var.

 

 

Sonuç


17.yüzyılda yaşamış bir anatomist olan Giovanni Lancisi, corpus callosum için hayal eden, düşünen ve yargılayan ruhun yeri demiştir. Bundan yola çıkarak corpus callosum’u böldüğümüzde bilinci de bir bakıma bölmüş olacağımız sonucu çıkabilir. Ama tüm bu tartışma bunun ne kadar doğru veya yanlış olduğunu düşünmemiz içindi.

 

Ayrık beyinli hastalar için diyelim ki bilincin bütünlüğünü kanıtladık. Ama bu başka durumlarda bilincin bütünlüğünün daimi olarak kalacağı anlamına gelmez. Belki de başka bir hastalıkta bunun aksini iddia edeceğiz. Kim bilir!

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde lisans eğitimini sürdürmektedir. Bilişsel nörobilimdeki özellikle nörolojik ve nöropsikolojik hastalıkların bilişsel bilimle nasıl ilişkilendirebileceği konusu ilgisini çekmektedir.

İstanbul Üniversitesi Dilbilimi Bölümü son sınıf öğrencisi olarak lisans eğitimine devam ediyor. Yüksek lisansında insan belleğinin işlemsel modelleri üzerine çalışmak istiyor.

  • Dahlia W. Zaidel, “A View of the World from a Split-Brain Perspective,” in E.M.R. Critchley, ed., The Neurological Boundaries of Reality (Northvale, NJ: Aronson, 1995),
  • Farrell, B. A. (1950). Experience. Mind 59 (April):170–98. Ve ayrıca Nagel, Thomas (1974). What is it like to be a bat? Philosophical Review 83 (October):435–50.
  •  Tim Bayne — The Unity of Consciousness ( Oxford,2012)
  • Bayne, Tim (2008). The unity of consciousness and the split-brain syndrome. Journal of Philosophy105 (6):277–300.
  • Bayne, T., & Chalmers, D. J. (2003). What is the unity of consciousness? In A. Cleermans (Ed.), The Unity of Consciousness: Binding, Integration, and Dissociation (pp. 23–58). Oxford, UK: Oxford University Press.
  • Phillip D. Zelazo, “An Age-Related Dissociation between Knowing Rules and Using Them,” Cognitive Development, xi (1996): 37–63. Ve ayrıca Alan Allport, “What Concept of Consciousness?” in Anthony J. Marcel and E. Bisiach, eds., Consciousness in Contemporary Science (New York: Oxford, 1988), pp. 159–82.
  • Gazzaniga and Howard Freedman, “Observations on Visual Processes after Poste rior Callosal Section,” Neurology, xxm (1973): 1126–30.
  • Marks, Commissurotomy, Consciousness and Unity of Mind; Tye, Consciousness and Persons.
  • Lockwood, Mind Brain and the Quantum (1991)
  • Levy, “Perception of Bilateral Chimeric Figures following Hemispheric Deconnexion.”
  • Teng and Sperry, “Interhemispheric Interaction during Simultaneous Bilateral Presentation of Letters or Digits in Commissurotomized Patients,” Neuropsychologia, xi (1973): 131–40).
  • Gazzaniga, “Perceptual and Attentional Processes following Callosal Section in Humans,” Neuropsychologia, xxv, 1A (1987): 119–33.
  • Kreuter et al., “Are Deconnected Cerebral Hemispheres Independent Channels? A Preliminary Study of the Effect of Unilateral Loading on Bilateral Finger Tapping,” Neuropsychologia, x (1972): 453–61.
  • Holtzman and Gazzaniga, “Dual Task Interactions Due Exclusively to Limits in Pro cessing Resources,” Science, ccxviu (1982): 1325–27.
  • Sperry, “Lateral Specialization in the Surgically Separated Hemispheres,”
  • Bayne, T. (2012). The Unity of Consciousness (1st ed.). Oxford University Press.
  • Gazzaniga, M. S., & LeDoux, J. E. (1978). The Integrated Mind (1978th ed.). Plenum Press.