Kültürel ve sanatsal olarak zevkleriniz ve beğenileriniz nelerdir?


Cihat Aşkın neleri sever? Her dönemimde bu değişiyor aslında. Çünkü şu anda zevkim belki bir on sene önceki zevkim gibi değil. 15 sene önce farklı şeyleri düşünüyordum, belki 5 sene önce daha farklı şeyleri düşünüyordum. Bu hayat yolunda çok farklı bir yolculuğun getirisi. Ama şöyle düşünelim, çocukluktan itibaren yaptığınız şeylerin kalıntıları kalıyor. Kitap okumayı çok seven bir insanım her şeyden önce. Ne tür kitapları severim? Tabii ki edebi kitapları çok severim. Roman, şiir kitaplarını severim. Hikaye kitaplarını severim ama bunun yanında tarih kitaplarını da çok sevdim daima. Bilim kurgu bana hiçbir zaman sıcak gelmedi. Okumuş olduğum şeyler var fakat heyecanlı bulmadım onları. Ne bileyim, vakit geçirmek amacıyla polisiye romanlar da okurdum ama özellikle sevdiğim şeyler tarih, tarihî kişilikler, edebi kitaplar, romanlar ve öyküler, şiir kitapları. Bunları çok sevdim. Dolayısıyla, rehber kitaplar da okudum. Yani farklı konularda bilgi almak için her türlü kitabı okudum. Bu özellikle benim en çok sevdiğim şey kitap okumak. Çünkü bir kitap açınca çok farklı deneyimler kazanıyorsunuz, farklı şeyler öğreniyorsunuz. Çünkü hayal dünyanız genişliyor. Yani o bir film değil, bir tiyatro değil, orada çok daha özgürsünüz kitap okurken. Bir sembol var. Alfabe yazıları size geliyor sembol olarak. Sizin zihninizde renkli bir sinema dünyası kurguluyor.

 

Sinemayı tabii çok severim ben ama sinemayı ben güncel filmleri izlemek için çok sevmiyorum. Sinema tekniğine filan çok böyle bakmıyorum ama asıl önemlisi sanatsal açıdan bana ilham veren birtakım filmler. Ben tarihe de çok meraklı olduğum için özellikle sinemanın çıkış tarihini Lumière’den itibaren kronolojik sırayla birçok filmi izledim. Tabii benim için Orson Welles, Yurttaş Kane, Citizen Kane filmi çok eşsiz bir şeydi, çekimdi. Mesela Hitchcock filmlerini de çok severdim bazılarını, mesela özellikle tek kamera ile çekilmiş Hitchcock filmleri. Onun 90 dakika boyunca tek kameranın kullanıldığı İp (Rope) diye bir filmi vardır. O mesela bana çok ilginç gelmişti sinema tekniğini anlamak açısından. Ne bileyim Tarkovski’nin bazı ışık tekniklerine bakıyorum, Ayzenştayn’ın eski tekniklerine bakıyorum. Ondan sonra onlar ışığı nasıl kullanmış, sahneleri nasıl kullanmış; benim bunlar ilgimi çekiyor. Yani bir eseri şey yaparken, sinemanın konusunda işte ne bileyim, Ben-Hur şunu yaptı, Spartaküs bunu yaptı diye şey yapmıyorum ben. Ama oradaki görkemi nasıl kullandı ya da Spartaküs’ün o asaleti nasıldı, onun yüzündeki şey nasıldı, ne bileyim, o ifade nasıldı, diye bakıyorum çoğu zaman. Tabii ki tarihî filmleri severken bizim Türk film tarihiyle de özellikle çok ilgilenirim. Oradaki eski filmlerin özellikle eski filmlerde çok güzel müzik sahneleri vardır. Mesela Münir Nurettin Selçuk. Oralarda güzel konser sahneleri vardır. Ne bileyim bu tip şeyler günümüzde çok fazla yok tabii o dönemin kültürüne göre. Birtakım İstanbul’un kültürel özelliklerini görüyorsunuz yani, Türkiye’nin kültürel özelliklerini görüyorsunuz. Dünya sinemasından örneklerde de çok ilgilendiğim İran, Japon, İsveç sinemaları filan var, İtalyan sinemaları var. Dolayısıyla sinemayı ayrı bir tutku olarak severim.

 

Benim en sevdiğim taraflarımdan biri de, ben çok iyi bir radyo dinleyicisiyimdir. Küçüklükten beri ben radyo dinlemeyi çok severdim. Zaten röportajımızın başında bunu söylemiştim ama öğrencilik yıllarında İngiltere’ye falan gittiğim zaman da en iyi radyoyu alarak o radyo benim yanı başımda daima durdu. Onu sürekli dinleyip, sürekli ondan ilham alan sürekli değişik yerlere onu götüren ve ondan hayat bulan bir insandım. Çünkü radyo bana çok şey verdi ve ben aynı zamanda amatör radyoculuk da yaptım. Londra’da öğrenci olduğum zamanlarda, Türk radyosunda, haftada 15 dakikalık programlar yapıp Türk sanatçılarını tanıtmak benim için önemli bir görevdi. Daha sonra Türkiye’ye döndüğüm zaman Açık Radyo’da ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda amatör programcı olarak radyoda broadcast yaptım ve radyoda çok önemli şeyler yaptık. Yani bu bir benim için sevgiydi. Yani bundaki amacım da “Mikrofonun öteki tarafından nasıl acaba olay?” Yani merak. Hepsinde bir çocuk merakı, bir genç merakı sürüyor. Bu çok önemli.

 

Onun dışında tabii ki resim sergisine gitmek, resim galerilerini gezmek… Resim yapmayı denedim tabii ki, renklerle uğraşmayı denedim ama çok fazla vakit ayıramadım, vakit ayırmak gerekiyor. Bunlar çok önemli benim için, özellikle tiyatro. Tiyatronun içine girmek, tiyatro ile beraber yaşamak, tiyatronun anlamını hissetmek… Çünkü tiyatro sinemadan daha canlı. Onlarla beraber hareket ediyorsunuz. Bunun dışında sizlere sanatın estetik alanına girebilecek birçok şey söyleyebilirim.

 

Yani yemek kültürlerini tanımak, dünyanın değişik yemek kültürlerini tanımak ya da konser için gittiğim bir yerde halkın arasına karışarak, ilk gün mesela hiçbir şey yapmadan gezmek, sadece yürümek yani ne bileyim, metroya binmek, insanlar içinde yürümek, sokaklarda yürümek, onları tanımak, saatlerce yürümek, ilk gittiğim şehirde saatlerce yürümek, önüme gelen bir sanat galerisine girmek, önüme gelen bir restorana girmek, önüme gelen bir şeyin fotoğrafını çekmek… Bunlar bende çok büyük etki yaratmış.

 

Dolayısıyla güzelliğin olduğu, estetiğin olduğu her şeye çok ilgi duyuyorum. Bunda moda olsun, resim olsun, yemek sanatı olsun, heykeltıraş sanatı olsun ya da bir mimarî sanatlar olsun; hiç ayrım yapmıyorum. Benim için ilgimi çekebilecek, bana ilham verebilecek her türlü tarihi olay, her türlü çevresel olay, her türlü sanatsal obje benim için çok önemli. Çünkü, neden? Bunlar benim ihtiyacımı karşılıyor. Çünkü bunlar beni besliyor bir sanatçı olarak. Yani amaçsız değil. Hani boş amaçlarla gidip bir şey yapmıyorum. Mutlaka onun arka planında, kötü niyetli değil bu, bunun arka planında beni doyuracak, beni besleyecek bir sanatsal zenginlik var. Çünkü, neden? İnsanların da böyle olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü besleniyoruz biz, her şeyden doyuyoruz.

 

Siz kulüp olarak bir program yapıyorsunuz. Ama biliyorum ki sizler idealist anlamda bu programları yapıyorsunuz. Çünkü sizler bir şey öğreniyorsunuz, sizler merakınızı gideriyorsunuz. Sizler çok değişik insanlarla bu programları yaparak onların bilgilerini, görgülerini hem kendiniz alıyorsunuz, kendi içinizde bir şeylere getiriyorsunuz, değerlendiriyorsunuz hem de bunları insanlarla paylaşmayı seviyorsunuz. Çok idealist bir çalışma yapıyorsunuz. Mutlaka bunların arkasında da bu neden vardır, sizin yaptığınızın. Çünkü sevmeseniz zaten bu işi yapmazsınız, memnun olmasınız sonuçta. Seviyorsunuz ki bu işi yapıyorsunuz. Ben de yaptığım her şeyi seviyorum. Arkasında mutlaka belli bir plan var bunun. O planı ben bilmiyorum, kötü niyetli bir plan değil, öyle geliyor, öyle yaratılmış, öyle bir kader var. Bütün bu sanat dallarını seviyorum çünkü onlar beni besliyor.