4 kıta ve 51 ülkede müziğinizi icra etmenizden edindiğiniz tecrübelerden yola çıkarak, sizce dünyanın Klasik Türk Müziği’ne bakışı nasıldır? 


Hayatım boyunca, 40 yıl boyunca, 4 kıta ve 50’yi aşkın ülkede konserler verdim. Radyo, televizyon kayıtları yaptım, yarışmalarda jüri üyesi oldum, dersler verdim. Burada tabii ki insanların size bakışı önemli. Yani Türk müziğini siz icra ettiğiniz zaman insanlar bilebilir. Önemli olan sanatçıların dışarıya ne yansıttıkları. Çünkü ortada Türk müziği diye bir şey var ama siz onu tanıtmazsanız, kendi değerinizi, kendi zenginliğinizi ortaya koymazsanız insanlar bunu bilemez.

 

Bizim de kendimizi tanıtabilecek, kendimizi temsil edebilecek en önemli özelliğimiz kendi kültürümüz. Dolayısıyla biz insanlara kendi ülkemizin dışında bir şeyler verdiğimiz zaman kendi kimliğimizle kendimizi tanıtıyoruz. Mutlaka dünyanın evrensel normlarından eserler seslendirmek, dünya edebiyatından eserleri temsil etmek çok önemli. Çünkü bir evrensel sanatçı olarak bunları yapmak zorundasınız. Bunları yapmadığınız zaman çok yerel ve ulusal kalıyorsunuz. Ama evrensel olmak için, kendi ülkenizin sınırlarını aşmak için mutlaka dünyanın uyguladığı gerçekleri uygulamak ve onların ölçekleriyle hareket etmek zorundasınız. Bunun artısı olarak bir de kendi kültürünüzü, kendinizin önemli hassasiyetlerini farklı ülkelerdeki insanlarla buluşturduğunuz zaman belki bir hissi farklı bir dilde onlara vermiş olacaksınız. Bir aşkı, bir duyguyu, bir iyilik duygusunu, bir kötülük duygusunu, bir meleği, bir şeytanı, bir artıyı, bir eksiyi, bir geceyi, bir gündüzü sizin kendi kültürünüzde anlattığınız şekilde karşıya verdiğiniz zaman o zaman insanlar kendi kültürleriyle bir benzerlik kuracaklar ve sizi tanıyacaklar. Sizin kimliğinizi tanıyacaklar.

 

Hollanda’da Concertgebouw, dünyanın en önemli konser salonlarından biri, orada bir konser veriyordum. Orada biz Händel çaldık, Bach çaldık ve Emre Aracı’nın keman konçertosunu seslendirdik. İnsanlar ayağa kalktılar, “Biz” dediler “Händel’i, Bach’ı dinlemiştik bugüne kadar ama Emre Aracı’yı hiç dinlemedik ve muhteşem bir esermiş bu.” “Boğaziçi Mehtapları” isimli keman konçertosunu seslendirdiğim zaman hepsi ayağa kalktı, ayakta alkışladılar. Demek ki siz kendi kültürünüzden örnekleri dünyanın diğer kültürleriyle beraber eşit seviyeye koyduğunuz zaman, yani kendinizi küçümsemediğiniz zaman, onlarla beraber sunduğunuz zaman insanlar bunları iyi niyetle kabul ediyorlar, siz de bunu tanıtmış oluyorsunuz. Bunun gibi yüzlerce olay geçti başımdan. Dolayısıyla buna baktığınız zaman en önemli verebileceğiniz özellik kendinizin dünya ölçeğinde sanatsal olarak sunulması.

 

Biz, kendimiz de dünya ölçeğine gelebilmemiz için dünyanın uyguladığı standartları uygulamamız lazım. Onların bildiği kadar iyi bilmemiz lazım, yani standartlarımızı daima yükseltmemiz lazım. Eğer yerel kalırsak, eğer ulusal kalırsak o zaman sadece kendi sınırlarımız içerisinde, kendi kendimize propaganda yapmış oluruz. Ama dışarı çıktığımızda dünyanın standartlarını da iyi bilirsek ve kendi kültürümüzü dünyanın ölçeklerine göre şekillendirip onlara göre sunarsak o zaman, o ölçekler çok farklı, o ölçeklere göre de kendi kültürümüzü aynı şekilde tanıtmış oluyoruz. Onlar için de aynı şey geçerli çünkü.