Konfüçyüs “Bir memleketin ahlak bakımından nasıl idare edildiğini anlamak isterseniz o ülkenin müziğini inceleyiniz.” diyor. Bu sözü nasıl değerlendirirsiniz?


Tabii ki Konfüçyüs günümüze kadar ulaşmış en büyük bilgelerden bir tanesi. Bütün bu bilgelerin sözleri çok önemli. Bakınız, devletlerin anayasası vardır. Her devletin kendine uygun anayasası vardır. Ben anayasaların tabii ki çok önemli olduğunu düşünüyorum ama asıl uzun soluklu anayasalar bence atasözleri. Yani eğer siz atasözlerini alt alta, üst üste toplayıp yazarsanız bence en güzel anayasa budur. Tabii ki Konfüçyüs’ün bu güzel sözü de dünyanın sanat tarihine işlenmiş en büyük, tırnak içinde, atasözlerimizden biridir. Konfüçyüs şunu demek istiyor, çok basit bence çok öyle felsefe yapmama gerek yok, “Bir ülkenin müziğinin nasıl olduğuna bakarsanız o ülkenin yapısı ortaya çıkar.” diyor. Çok basit, yani müzik biraz önce değindiğim şey o müziğin iyi ya da kötü olup olmadığının değerlendirilmesi. O müzik sizi nereye götürüyor? Toplum olarak sizi nereye götürüyor? Toplumda çok çeşitlilik var mı? Toplumda çok karmaşa var mı ya da toplum tekdüze mi?

 

Şimdi baktığınız zaman, bizim toplumumuzun müziğine baktığınız zaman çok karmaşık bir yapı var. Binlerce yıl öteden gelmiş olan, evvelden, binlerce yıl evvelden gelmiş olan çok kültürlü bir yapı var. Bunların arasında muhteşem şeyler var. Bunları biz kullanmayıp da sadece küçük bir limiti kullandığımız zaman, o zaman biz zenginliklerimizin tamamını kullanamayan bir milletiz. Bunu gösteriyor. Ya da zaman zaman 10 yıllar, 20’li yıllar, 30’lu yıllar gibi dilimlerde yani 10 yılda, 20 yılda, 30 yılda bir birtakım modalar değişiyor. Popüler müziğin etkisinde kalıyoruz, kimi zaman filanca müzik akımı çıkıyor. O müzik akımı ortaya koyuyor ki bizim sadece o müzik akımımız var, başka bir şey yok. O zaman biz kendimiz olmaya özenen değil, daha farklı bir topluma doğru gidiyoruz.

 

Mesela arabesk müzik hani, koyalım tartışmayı. Arabesk müzik sosyolojik bir olgudur. Ben arabesk müziği dışlayan bir insan değilim. Çünkü arabesk müzik günümüzün şartlarında, diyelim 70’lerde oluşan, köyden kente göçen insanların dinlediği, oluşturduğu ve kendi ihtiyaçlarını hissettiği müzik. Bu da neden çıktı? Çünkü TRT yasakladı her şeyi, yasaktı. Bir şeyi yasakladığınız zaman toplum onu kendi geliştiremez, farklı yerlerden patlar, delikler açılır ve farklı bir şeyler oluştu. Demek ki bir şeyleri yasaklamamak gerekiyor toplumda. Yasakladığınız zaman ortaya arabesk diye bir facia çıktı. Bu arabesk faciası isminden belli zaten.

 

Arabesk aslında bir sanatsal terim, bir bale terimi. Yani Doğu romantizminde birtakım oryantal figürler, birtakım farklı figürlerin, Avrupa kökeninde olmayan farklı figürlerin balede yer alması. Sonra arabesk tarzında yazılan bazı müzikler Debussy’nin müzikleri 19. yüzyılda, oryantalizm bakış açısıyla bakılmış bunlar. Normal Batılı oryantaller bakmışlar, Arap etkisi olan, biraz daha Ortadoğu etkisi olan eserlere bir ad takmışlar, “Arabesk” koymuşlar bunların isimlerini. Bazı figürler koymuşlar. Yani bu tip şeyler yapılıyor.

 

Dolayısıyla biz bunu oturup bir müzik tarzı haline getirdik, buna bir paye verdik. Halbuki buna baktığınız zaman tabii ki toplumun sosyolojik ihtiyaçlarını çıkarıyor, tabii ki küçümsemiyorum tabii ki bunun üzerine de bilimsel araştırmalar yapılmış. Ama kötü kardeşim kötü! Senin kendi kültürün var, kendi şeyin var, binlerce yıllık halk türkülerin var senin, binlerce yıllık Klasik Türk Müziği’n var, çağdaş birikimlerin var; sen getir arabesk diye bir faciayı neredeyse devletin resmi müziği haline getir. Bu arabeske insanlar çok da rağbet ediyor diye devletin televizyonunda zamanında acısız arabesk yaptılar, saçma sapan işler yaptılar. Kötü müziği götürüp de başımıza, iyi bir şeyi sunmak yanlış. Bundan fayda toplayan sanatçılar oldu. Yani ben bu sanatçıları küçümsemiyorum. Bunlar da ticaretlerini yaptılar, paralarını kazandılar, toplumun belli bir kesimini hakikaten kendilerine meftun ettiler. O ayrı bir publicity meselesi fakat ortaya koyduğunuz değerler açısından toplumun değerleri hiçe sayılmış oldu. Yani yüzlerce yıllık geleneğimiz, türkü geleneğimiz yok edildi. Yüzlerce yıllık Klasik Türk Müziği geleneğimiz yok edildi.

 

Hani tamam, Klasik Türk Müziği’nin de kendine 60’lardan sonra bozulmalar başladı, birtakım yabancı etkiler girdi. Fakat bu yabancı etkilerin ben girmesinden şikayetçi değilim. Yabancı yoz etkiler girdi. Tabii yabancı etkiler olur. Türk etkileri de başka yere girebilir, yabancı etkiler de. Ama bunların kaliteli anlamda, belli şekilde, bir estetik süzgeçten geçerek yorumlanması var. Fakat burada öyle olmuyor, bizde yozlaşma oluyor. Çünkü kendi içimizde kendimiz gelişmeyi yapamıyoruz. Türk müzikçileri bu anlamda kendi içindeki gelişmeleri yapamadılar. Meydan bunlara kaldı. Halk müziği de keza farklı şeylerde… Hani bunu yozlaştırmayacağız, muhafaza edeceğiz diye birtakım şeyleri tutturdular. Ama yeniliklere kapattıkları için kendilerini ortaya bu gibi şeyler çıktı.

 

Yani bugün de mesela saçma sapan prodüksiyonlar yapılıyor, görüyorum. Gerek devletin ödenek sarf ettiği prodüksiyonlar gerek özel sektörün gerek farklı belediyelerde abuk sabuk, çorba birtakım şeyler yapılıyor. Bütün bunlarda bir kalite anlayışı gerekiyor. İnsanlara sesleniyorum, bu kalite anlayışı olmadıktan sonra, bir kimlik anlayışı olmadıktan sonra bütün bunlar boş şeyler. Sadece gününüzü gün etmek için, gününüzü değerlendirmek için ya da birilerine ticari rant sağlamak için yapılmış olan şeyler. Bunların oyununa gelmeyelim. Tıpkı bütün ülkenin futbol oyunuyla zehirlenmesi gibi bir şey bu. Tıpkı bütün ülkenin çok moda olmuş bazı yeni şeylerle zehirlenmesi. Tamam futbola karşı değilim, müziğe karşı değilim, başka şeylere karşı değilim ama her şeyin bir dengesi var. Her şeyi spor anlamı ile yapmak ya da her şeyi sanat anlamıyla yapmak, her şeyde olduğu anlamı ile yapmamız gerekiyor bizim. Farklı şeyler atfetmememiz gerekiyor. Dolayısıyla bizim Türkiye’de bazen bir şey moda oluyor, bütün ülke olarak ona odaklanıyoruz. Ama bunların hepsi bir gaz yani bence. Yani gerçeği görmemek bu. Sadece bizim gözlerimizi boyamak için birtakım şeyler akıtıyorlar, onlara bakıyoruz ve onlardan biz etkileniyoruz. Yani bütün halkımızdan politikacımıza kadar, meclisimizden özel sektörümüze kadar herkese, ilkokul çocuğundan üniversitesine kadar herkes etkileniyor bunlardan. Gündem birdenbire değişiyor, asıl olaylar saptırılıyor.

 

Önemli olan düşünmeyi öğrenmek, öğrendiklerimizi aktarabilmek, aktarabildiklerimizle üretmek. Arkadaşlar, yani biz bunları akılla ortaya koyduğumuz zaman sıkıntı olmaz. Bütün bunlar tabii ki futbol, müzik, şu, bu, iyi, kötü, müzik, her şey var olacak. Her zaman olacak. Ama önemli olan bunlara hangi önceliği verdiğimiz. Benim amacım bunlara çok önemli öncelik vermeyelim, daha öncelikli meselelerimiz var. Akıl süzgecinden geçirerek bunları saptayalım diyorum.