İnsanlığın medeniyet serüveninin başlamasına olanak tanıyan; gizemli, geniş ve bereketli toprakların öyküsü.


 

“Medeniyetlerin gelişmesi ve ilerlemesi her bölgede farklı olmuştur; bunun temel nedeni coğrafyaların farklı iklim koşullarına sahip olmasıdır”

-Jared Diamond

 

 

Dünya üzerinde bulunan canlı yaşamlarının her biri farklı ve değişik hikâyelere sahiptir ancak içlerinde en ilginç ve değişik olanı insanın yaşam hikâyesidir. Hem dünyanın hem de canlıların yaşamlarının şekillenmesinde ve gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir. İlk insanların tarih sahnesine çıkması, buzul çağının sona ermesiyle birlikte günümüzden yaklaşık 13.000 yıl öncesinde başladı ancak insanların dünyaya adapte olma süreci uzun sürmüş ve yaklaşık 1000 yıl boyunca soğuk ve kurak iklim koşulları ile mücadele etmişlerdir. Sürekli hareket halinde olan ve geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan ilk insanlar avlayacak hayvan ve toplayacak yiyecek buldukları yerlere geçici barınaklar yapmayı, yiyeceklerini buralarda saklamayı öğrenmişlerdi. Hayatlarını mağaralarda geçiren ilk insanlar bundan böyle geçici barınaklarda yaşamayı, topladıkları yiyecekleri saklamayı öğrenmişlerdi fakat barınaklarda uzun süre boyunca yaşamaları mümkün olmuyordu zira bulundukları coğrafyada yiyecekler bol olsa da barınaklarında yiyecekler sınırlıydı ve en önemlisi soğuk/kötü iklim koşulları onların yaşamlarını olumsuz etkiliyor ve göç etmeye zorluyordu. Farklı coğrafyalarda göçebe yaşamaya alışan insanoğlu kendilerine uygun yaşama alanları keşfetmeye başlıyor ve uzun süreli yolculuklar sonunda, suyun olduğu yerlere (nehirler) yerleşmeye başlıyorlardı. Tüm bu gelişmeler insanoğlunu farklı bir yaşam biçimine sürüklüyordu. Asırlarca yaşamını avcılık ve toplayıcılıkla geçiren insanoğlu, nehirlerin kenarlarında yeni yaşamlar keşfediyor ilk defa aynı yerlerde uzun süreli yaşamaya alışıyordu. Böylelikle yerleşik hayatın ilk adımları atılıyordu ve medeniyetlerin doğuşuna zemin hazırlıyordu. Dünyadaki medeniyetlerin gelişmesinde etkili olan önemli ortak faktörlerin başında; tarım, savaşlar, dini inanışlar, kültürel etkileşim, sosyal ve ekonomik ilişkiler gelmektedir ve bu etkenler neticesinde medeniyetler arası etkileşimde bulunulmuştur.

 

 

Avcılık ve toplayıcılık döneminin sonlarına gelindiğinde dünyanın farklı bölgelerinde farklı insan toplulukları yaşıyordu fakat yaşam biçimi bakımından birbirlerine benziyorlardı; kullandıkları aletler yerleşik hayata geçmeye başlayan topluluklardan farklı olarak ağaçtan veya taştandı lakin bir arada yaşayacakları bir yönetim şekli geliştirememişlerdi. Bunun yerine küçük topluluklar halinde yaşamışlardı. 11.000 yıl önce dünyanın bazı bölgelerinde avcı ve toplayıcı toplumların bu özellikleri değişmeye başladı. Bu değişimin en önemli sebebi yiyecek üretiminin veya tarım ve hayvancılığı öğrenen çiftçilerin ortaya çıkmaya başlamasıydı.

 

Bereketli Hilal, Britannica.com

 

 Tarım dünyada birçok bölgede aynı anda gelişti: Mezopotamya (Bereketli Hilal), Çin, Meksika, Peru ve Yeni Gine bu gelişme, buradaki medeniyetlerin diğer toplumlardan bir adım önde olmasını sağlıyordu. Bu medeniyetlerin ortak özelliği verimli/kıymetli topraklara sahip olmaları ve su kanallarının yanında kurulmalarıdır. Fransız filozof Montesquieu’nun “İlk kez kıymetli bir arazinin (rantın) etrafını çevirerek ‘burası benimdir’ diyen ilk savaşı da başlatmıştır” sözü, toprağın değerini anlayan insanoğlunun artık yeni yaşama biçimine (yerleşik hayat) evrilen sürecin başlangıcına işaret ediyordu. Tarımın giderek ilerlemesi, sulamalı tarım ve fazla ürünün ortaya çıkması, şehirlerin ortaya çıkması, giderek büyümesi, insanların iş ve mesleklerde uzmanlaşmaya başlaması ve ilk devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte medeniyetlerin de başladığı kabul edilmektedir.

 

 

Medeniyetlerin gelişmesi ve ilerlemesi her bölgede farklı olmuştur bunun temel nedeni coğrafyaların farklı iklim koşullarına sahip olmasıdır. Örneğin tarımın ve hayvancılığın ilk olarak Anadolu’da veya Avrupa’da değil de Mezopotamya’da ortaya çıkmasında birçok faktör etkili olmuştu. Bunların başında Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan toprakların tarıma elverişli olması geliyordu fakat bu yeterli bir sebep değildi. İnsanlar Mezopotamya coğrafyasında henüz avcılık ve toplayıcılık yaparken arpa ve buğdayı keşfetmiş ve saklamayı öğrenmişlerdi. Bunu nereden anlıyoruz?

 

 

Kanadalı bir arkeolog (Ian Kuıjt) tarafından Ürdün topraklarında(Dera bölgesi) antik yerleşim yerlerinden birinde avcı ve toplayıcı topluluklar tarafından barınakların içinde yapılan ve ambar olarak kullanıldıkları düşünülen bu alanın tahıl deposu olarak kullanıldığı ifade ediliyor ayrıca buranın dünyada bulunan ilk köy yerleşim yerlerinden biri olduğu iddia ediliyor.

 

 

 Ancak bir süre sonra insanlar uzun süre boyunca yiyeceklerini saklayamayacaklarını anladılar ve üretime başlamazlarsa elindeki yiyeceklerin tükeneceğinin farkına vardılar, dolayısıyla elindeki tohumları nehirlerin kenarında yetiştirmeye başladılar. Mezopotamya’nın tarıma geçtiği dönemde dünyanın değişik yerlerinde tarım yapmaya başlayan medeniyetler vardı. Misal; Çin’de pirinç, Yeni Gine’de taro bitkisi gibi. Fakat buralar da Mezopotamya kadar yaygın ve verimli değildi zira Yeni Gine’de yetiştirilen taro bitkisi yılda bir defa ürün alınan ve dağlarda yetişen, uzun uğraşlar sonucu mahsul alınan bir bitki, bu yüzden tarım burada yeterli gelişme gösteremedi. Tarım insan yaşamı için oldukça önemliydi fakat yapılan tarımın türü de aynı derecede önemliydi, en verimli ürünlere ulaşan insanlar en üretken çiftçiler haline gelmişti. Tarımın yapılmasında hayvan gücü de oldukça önemliydi örneğin; İnka medeniyeti tarım yapan bir başka medeniyet idi fakat Mezopotamya’daki gibi yaygın değildi zira Mezopotamya’da öküzler sabana bağlanırken; İnka medeniyetinde lamaları sabana bağlamak oldukça zordu fakat yine de patates ve mısır tarımı yapıyorlardı.

 

 

Dünyanın farklı coğrafyalarında farklı medeniyetler kurulmuştu ve çoğunun oluşmasında tarım etkili olmuş olsa da (Mezopotamya, Çin, Peru) gelişmelerinde ticari faaliyetler, kültürel ve ekonomik ilişkiler etkili olmuş ve yıkılmalarına da savaşlar sebep olmuştu. Medeniyetler arası etkileşim ve gelişim birkaç farklı yolla olmuştu.

 

 

Örneğin, Mezopotamya’da bulunan Sümerler ilk yazıyı (çivi yazısı) icat etmiş ve Anadolu medeniyetleri arasında yer alan Asurlularla ticaret ilişkileri neticesinde yazıyı Anadolu’ya taşımışlardı. (Asur Karumu Kayseri, Kültepe yakınlarındaki Kaneş bölgesi). Sümerler bununla yetinmemiş dünya medeniyetlerine tekerleği ve 60’lık matematik sistemini armağan etmişlerdir. Kültürel ve ticari yollarla dünyadaki medeniyetler üzerinde etkili olmuş en eski köklü medeniyetlerden biri olan Mısır; matematik, astronomi ve edebiyat alanlarında çağını aşacak şekilde ilerlemişti. Tarihte ilk yazılı antlaşma olan Kadeş’i bir Anadolu medeniyeti olan Hititlerle imzalamıştır ve Anadolu ile ilişkileri bununla sınırlı kalmamış, Amarna bölgesinde yapılan kazılarda bulunan bir Mısır arşivinde, 80 bin kadar tabletin bulunduğu ve çoğunluğunu Hititçe tabletlerin oluşturması yazılı kültürün, diplomatik ilişkilerin ne denli ileri gittiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Aynı şekilde Hititlerin başkenti olan Hattuşa’da yapılan kazılarda da Mısır’a ait tabletler bulunmuştur. Mısır’ın matematik ve geometride ne kadar ileri düzeyde oldukları, bugün bile gizemi çözülemeyen piramitlerinden anlaşılıyor.

 

 

Medeniyetlerin birbirleri ile ilişkileri her zaman ticari, kültürel ilişkiler şeklinde olmamıştır, yeri geldiğinde savaşlar yoluyla birbirlerini etkilemişlerdir. Savaşların çoğu yıkıcı olmakla birlikte bazı medeniyetleri zayıflatmış ve değerlerine zarar vermiştir.  İran sınırlarında kurulan Pers imparatorluğu, “satraplık” adını verdikleri eyaletlere bölünmüş ve “satrap” adını verdikleri aristokratlarla devleti yönetmişlerdir ve satrapları denetlemek için merkezden atanan görevliler bulundurmuşlardır. Perslerin yönetim anlayışı ve askeri gücü savaşlarda galip gelmesini sağlamıştı. Teşkilatçı özelliğiyle tanınan I. Darius, M.Ö. 514 yılında İstanbul Boğazı üzerinden Avrupa’ya geçerek Makedonya Krallığı ile savaştı Makedonya’yı kontrol altına aldı ve savaştan galip çıktı fakat savaş burada bitmedi ve daha sonra Pers İmparatorluğu, MÖ 331 yılında Büyük İskender tarafından fethedildi.

 

 

İnsanlık tarihinin başladığı günden beri farklı coğrafyalarda ancak zor koşullarda insanlar hayata tutunmaya gayret etti. İlk başlarda mağaralarda yaşayan insanlar yiyecek arayışları ve kötü iklim koşullarından dolayı uzun yolculuklara çıktılar ve yaşamları boyunca sürekli hareket halinde oldular. Yeni coğrafyaları keşfedip, yeni yaşam alanları yarattılar. Barınaklarda geçici yaşamayı, nehir kenarlarında yerleşik hayata geçmeyi öğrendiler; toprağı ekmeyi ve sulamayı, bir arada topluluklar halinde yaşamayı öğrendiler ve böylelikle ilk devletlerin ve medeniyetlerin temellerini attılar. Önemli gelişmelerin çoğu medeniyetlerin kurulmasıyla başlamış oldu zira insanlar yazıyı keşfettiler, yeni yollar keşfettiler ve birbirleriyle olan kültürel ve ticari ilişkilerle medeniyetler arası etkileşimi sağladılar. Bu sayede dünya tarihinde bilimin, felsefenin kısacası aydınlanmanın temellerini attılar ve tüm bu gelişmeler insanlık tarihinin günümüze kadar şekillenmesini sağladı.

 

 

 

yusuf ceyhan


Kapak Görseli:  Natalie Foss

Kaynakça:

  • Diamond Jared, 2018, Tüfek Mikrop ve Çelik, Pegasus Yayınları