‘Ve hep böyle olmuştur ezelden beri, ayrılık vakti gelip çatıncaya kadar, sevgi kendi derinliklerini bilmez.’

– Halil Cibran

Ne güzel yazmış üstat. Ayrılıklar, sevgi, aşk ve gurbet hepsi birbirinden farklı anlamları taşıyan soyut kavramlardır. Kelimelerin anlamları bizler için maddeye verdiğimiz değerden ortaya çıkar. Ayrılığı yaşamayan ne anlar gurbet acısından? Sevgiyi bilmeyen ne anlar sevgiden? Evrende her kelime eş değerini; kadınlar eşlerini, sevgililer ellerini bulur. Anlamlanamayan kısım ise yukarıdaki üstadın sözüdür. Cümle basit, anlamı ise sosyolojik gerçeklik içerir.

 

Üstat burada; bireylerin kendi içlerinde besledikleri sevgileri karşılıklı göstermediklerini, göstermekten çekindiklerini ancak ayrılık vakti çattığında ayrılık korkusunun bu derinlikleri çıkarttığını söylemektedir. Peki bizim düşünmemiz gereken bir soru var ise bu nedir? Ayrılıkların, yakınımızdakilerin, sevgililerimizin, çocuklarımızın ve birincil kişilerin değerleri ancak ayrılık zamanlarında mı ortaya çıkmaktadır? Neden ayrılık? Onu yakınındayken doyasıya sevmek, bağrına basmak ve kokusunu sınırsızca içine çekmek gibi eylemleri yapabilirken, neden ayrılık vaktinin gelip çatması gerekir? Bu kadar dramatize etmemizin sebebi nedir?

 

Biz erkekler ayrılık aşamasında hayatlarımızı tiyatro alanına çevirmeye çalışmaya ve ilgi çekmeye çalışan bebekler gibi sızlanmaya bayılırız. Sokağa çıktığımızda karşımıza çıkan ilk kişiye, rakı masasında dostlara, kampüste arkadaşına ve ailelerimize sorduğumuz bir soru vardır. ‘Neden beni terk etti.’ Peki, bir kadına seni terk ettirecek ne yapmış olabiliriz? Sorusunu hiçbir zaman kendimize sormayız. Sadece karşı tarafı suçlayıcı söylevleri ve soruları kafamızda çevirir, kadını hor görmeyi, umursamamanın ne demek olduğunu, terk etmenin ve kadını itmenin ilgi çekici olduğunu gururla başkalarına aktarır hatta kendi çocuklarımıza öğüt olarak veririz. Verdiğimiz öğütte şudur: görme ki görül!

 

 

Sorarım sizlere ey İnsanoğlu! Bir kadını görerek sevsen ne kaybedersin? İşten yorgun gelen eşine bir çiçek kondursan gururun mu zayıflar? Kardeşini doyasıya sevsen, abilikten ödün mü verirsin? Çocuklarını öpe koklaya sarıp sarmalasan, onları kendinden uzaklaştırmadan gurbete kaçmalarına sebep olmasan yaşadığın dünya başına mı yıkılır? 

 

Soyut olan sevgi kelimesine maddeyle canlandırırken bir tutam acı katmayı unutmuyoruz. Kendi gururlarımızdan ve onunla birleşen ataerkil yapımızdan asla ödün vermiyoruz. Vermediğimiz her ödün içinde bir kadınımızın daha canı katlediliyor, bir evladımız daha gurbetin kucağına ailesinden uzaklaşarak koşuyor. Bir çocuğumuz daha sokağa atılıyor. Yakınımızda olanı görmemeyi gururla seslenirken, kadını bir araç olarak tanımlarken bir de üstüne giden insanımızı ve sırtında yük olan kırgın onuruyla gitmek isteyen kadınımıza ve insanımıza gitmeyi de yakıştıramıyoruz.

 

Acıtan, üzen ve hor gören taraf gururla söylenilirken ve aile içinde sırtı sıvazlanırken, yuvayı yapan kadınımıza sırt çeviriyoruz. Neden? Çünkü kadın şımartılmaz, çünkü çocuklar fazla sevilmez. Sevi göstergesi erkekliğin bir ‘tehdididir’. Bu yüzden eşlerinden dayak yiyen kadınlar karakollarda barıştırılıp evlerine gönderilir. Nasıl olsa bir yere gidemez, barışırlar! Hor görülmekten sıkılmış çocuk bu yüzden kaçtığında bulunur. Kimse bu insanlara sormaz, ‘ne oldu sorusunu’, çünkü soran insan karşısındakini insan yerine koymaz. Çünkü diğer insanlar da onun gibidir, dışlanmaktan korkar, bir kadını ve kaçan insanı savunmayı yanlış bulur.

 

Sonra yıllarca hor gördüğün, kırdığın ve üzdüğün o kişiler ile ayrılık vakti geldiğinde, gözyaşlarını tutamazsın, tutamamanın sebebi hor görmenin pişmanlığımı yoksa hor görülenin ne kadar sevildiğini ayrılık faktörü girdiğinde mi fark etmen?

 

Ataerkil cümlelerinin verdiği, sevgini göstermen senin basit oluşunu, bazen bir kadını mezara bazen ise ayrılıklara sebep olurken, gözyaşların asla zamanı geri getirmez. İçindeki sevgini anlaman için ayrılıklara ihtiyaç yoktur. Sevgini göstermen için uzun paragraflara ve şiirlere gerek yoktur insanoğlu! Sevgi tanımınız o kültürel alışkanlıkların sizlere kadınlar üzerinden sunduğu ilişki bağlayıcı sözlerde de yatmaz. Bazen bir kadının seni sevmesi için ona nasılsın sorusunu iletmen, gözlerine bakman ve değer göstermen yetebilir!

Aksi takdirde, kadınlar sessiz, evlatlar yarım kalpler eşliğinde giderler.

 

kaan güner


Kaynakça:

Kapak Resmi: Decalcomania – Rene Magritte, 1966