Bir şiir kaç para eder?

Yanlış duymadınız. Sanatın paha biçilebilir olup olmadığını merak eden bir sorudur bu. Ülkemizde en çok sorulan sorulardan bir tanesi radyo televizyon ve devlet tiyatrolarından mezun, sanat bilincine sahip gençlerimizin en çok karşılaştığı sorulardan. Bu soruya cevap bulmak ise bir insana bir üniversite bitirtir. Ulu önder Atatürk’ün bile söylediği “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.” Sözünden anlaşılacağı üzere sanata karşı verdiği değer ve önderliğiyle kurulan bir ülkenin evlatlarına sorulan bu soru bizim günümüz toplumlarına göre konumumuzu en bariz belli eden bir durumdur.

Üniversitelerimizin radyo, televizyon ve sinema bölümü ile devlet konservatuarları ve tiyatro bölümlerinden mezun olup bir tiyatrocu, yazar ve şair olduğunuzu düşünelim. Bölümü bitirdiniz hayata atıldınız, bir zümreye girmeye çalışmaya kalkmak yıllarınızı ve uzun bir açlık serüveninde koşmanız gerektirir. E okul bitti memlekete döndünüz herkes sizden cevap bekliyor. Ne yapacaksın şimdi? Sadece bununla da kalmaz çevrenizdekiler, komşularınız, arkadaşlarınız yani sizi koskoca bir toplum baskısı bekliyor. Bununla da kalmayacak çünkü ailelerimizin arkadaşlarının çocukları doktor, mühendis ya da bir kamu görevlisi olmuş sabah sekiz akşam beş yapmaya başlamış bir de ev ve arabalarını aldıysa vay halinize sizin. Çünkü sen derin bir sanat aşkıyla tutuşup Shakespeare, Turgut Uyar, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal gibi önemli yazar, edebiyatçı ve şairleri okuyup bir şeyler karalamaya çalışırken veya bir yerlerde kısa bir rol kapma aşkıyla uğraşırken onlar senden ev, araba ve aylık düzenli maaş isteyecek. Çünkü toplumumuz bizim sevdiğimiz, aç kalmak uğruna bile aşkla ve duyguyla yaptığımız sabahlara kadar zevkle yaptığımız işleri değil aylık bütçesi gelen, sırtını “devlete dayamak” tabiriyle sabah sekiz akşam yapan benim tabirimle “robotik” yaşama mahkûm kalmamız isteniyor. Bir süre sonra senden çocuk yapmanı ve aile kurman sonra da artık emeklin geldi diye ithamlar duyup köşeye çekilmen isteniyor. He bu “robotik” yaşamı tercih edenlere lafım yok onlar toplum kavgasından yenik düşen, sisteme boyun eğen gençlerimiz, onların da suçu yok ya.

Gelelim bizim sanatsal ve sisteme karşı olan gençlerimize. Hayatları boyu yaptıkları işlerin ne olduğunu anlattıklarında yüzleri buruşan insanlara mahkûm kalacaklarından ve daha iyi bir iş yapamaz mıydın evladım sözlerine mahkûm kalmaya hazır olsunlar. Zamanla bilgi birikimin arttıkça yalnızlaşacaksın, acı ve gerçek. Çünkü artık kendi etrafında, okuduklarından anlayan, seninle aynı duyguları hisseden bir arkadaş çevresinde bulunman gerektiğinde bir bakacaksın ki, etrafında bulunanların gözlerinin içinde ki hayat ışığı sönmüş ve tüm gün kendi içlerinde ki hayallerinden öte, farklı mecralarda uğraşan insanlardır onlar. Böyle olunca uzun bir yalnızlık, melankoli hele de ailende senin ne yaptığın konusunda sana destek vermiyorsa o zaman yandın. Çünkü onlar toplumun onlara uyguladığı baskıyı sana uygulayacak ve onlardan da darbeyi alacaksın.

Gurbet ellere düştün bir umut uğruna sefillik, yalnızlık ve acı peşini bırakmayacak, sen aşkla okuduğun kitaplar uğruna sevdiğin mesleği yapmak istedikçe daha çok o eve yalnız girip, ışığı ilk açan sen olacaksın. Çünkü sen sisteme büyüklük ettin, savaştın ve karşı geldin. Yazıyorsun ya da belli başlı bölgelerde birkaç ufak tefek oyun inceden de bir kendi seviyende zümre edinmişsin işte orda için biraz rahatlayacak yaptıklarının karşılığı önüne serildikçe doğru yoldayım diyeceksin. E her işin bir zorluğu vardır elbet senden üstün yazarlar, oyuncular tarafından ezileceksin. Mevlana’nın tabiriyle “Hamdım, piştim, yandım.” Aynen bu kıvama geleceksin ki işinin eri olasın. Bir yandan kendi iş hayatında tutunmaya devam edip bir yandan toplum baskısıyla savaşmaya çalıştıkça bazen keşke sistemin gerektirdiği meslekleri yapsaydım da bu zorluklara rastlamasaydım diyeceksin. Olsun deme. Çünkü yaptığın işe sabah dörtte kalkıyor ve gece yarılarına kadar çalışıyor olsan bile o iş ile uğraşırken sıkılmadan haz alıyorsan o mutluluğa hiçbir şeyi değişme kardeşim.

Sorunlar bununla da bitmiyor. Sinema ile edebiyat ile uğraştığın her konu insanı ilgilendirir. İnsanı ilgilendiren her konu da toplumsal olayları doğurur. Yaşadığın coğrafya, siyasi ve diplomatik sorunlar halka acı doğurur. Sen halka kulak veresin ki halkın dile getiremediğini sanatla seslenesin. Diyelim ki seslendin. Sanıyor musun seni siyasiler alkışlayacak. Sen halkın sesi oldun diye birilerinin perde arkasında yaptığı işleri kâğıda ya da beyaz perdeye döktün diye seni bir de “vatan haini” etmezler mi? Ederler abi ederler. Boşuna dememiş atalarımız “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye. Nazım Hikmet ve daha niceleri boşuna mı kovuldu zannediyorsun. Bu ülkede aykırı bir meslek yapıyorsan, birilerinin sesine ortak oluyorsan demir parmaklıklara mahkûm olmakla seni kutlarlar.

Otuzlu yaşlara geldin, artık yalnızlık canına tak etti sevdiğin de bir kadın var, karşısına geçtin ve açıldın. Uzun süren görüşmelerden sonra evlenemeye karar verdiniz o seni sevdikten sonra mesleğini umursamayacaktır. Ailenle görüştün, sonunda duymak istediklerini de yaptın, ufak bir ev, orta halli bir arabaya da sahipsin. Ailen de onay verdi. Kızı isteme vakti geldi aileler oturdu ve tanıştı, kahveler içildi. Âdettendir kız babası soracak sana ne iş yapar evladımız?

Yazarım veya sanatçıyım diye cevap vereceksin. Babanın ve annenin yüzü ekşidi e damadım doktor, mühendis ya da sırtını devlete dayayan memur yerine konu komşuya bizim damat da yazar diyecek, yüzünü buruştura buruştura. Akılda bin bir türlü soru kızıma bakabilecek mi? Ona istediği hayatı verebilecek mi?

Baba cevabı aldı yüzü ekşidi anneye baktı. Sonra dönüp sana diyecekler ki.

Evladım Bir Şiir Kaç Para Eder…

 

kaan güner