Müzik eğitiminde öğretmen – öğrenci ilişkisinin önemi nedir? Leonard Bernstein ile çalışmak size neler kattı?


 

Öğretmen öğrenci ilişkisi bence branşa bağlı. Enstrüman da tabi çocuğu formasyon yıllarında, çok küçüklükten başladığı için, hem kaslarının hem müzikal kimliğinin, tekniğinin, her şeyinin oluştuğu yıllarda, ilk enstrüman hocasının doğru kişi olması, doğru kişiye denk gelmiş olması çocuğun çok çok önemli. Ama benim deneyimimde, yine biraz enstrüman öğrenmekten farklı bir şey olduğu için, orkestra şefliği nasıl öğretilir? Bu şey gibi liderlik öğretilir mi yoksa lider doğulur mu? Tabi ki her ikisinin bir karışımı. bütün bu sorularda hiçbir zaman elma veya armut veya siyah ve beyaz değildir. Her zaman ikisinin bir karışımıdır ve benim için de öyle oldu aslında. Ben, hocalardan öğrendiğim kadarını kendim düşe kalka öğrendim ve bazen fena hâlde düştüğüm zaman da ya bunu bana neden kimse öğretmedi, ben sözde şeflikte master yaptım, dedim.


Fakat sonra farkına varıyorsunuz ki aslında bazı şeyler, kendiniz düşüp kalktığınızda öğrenilebiliyor ancak.


Dolayısıyla bir hocanın yapabileceği, mesela şeflik bağlamında dersek, Leonard Bernstein 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden ve orkestra şeflerindendi. Onunla çalışma fırsatım oldu, o çok çok önemli bir ilham kaynağı benim hayatımda ama o derste hiçbir zaman şunu şöyle yap, demezdi. Bir şey yaptığın zaman neden öyle yaptın, derdi, neden orada hızlandın? Aman üstadım hızlanmamam mı gerekirdi? Hayır, sadece neden hızlandığını bana söyleyebilmen lazım. Yaptığın şeyin bir nedeni olması lazım veya bir hareketi, bir orkestra önünde yaparken, yaptığın zaman bak bu açık değil, orkestranın kafası karışabilir, bunu yaptığın zaman. Yaptığını yani fikrini orkestraya ileten bir hareket değil, bunun üzerine düşün, filan şeklinde sürekli insanın kendini deşmesine zorlayan bir öğretmenlik türü ve o da benim çok hoşuma gidiyor aslında. Çünkü şey demek çok kolay; bunu böyle yap, herkes birbirinin bir kopyası olsun. Oradan hiçbir şey çıkmıyor.

 

Üstatlardan, büyük ustalardan hepimiz bir şey öğreniyoruz tabi. Benim Londra’daki öğrenciliğim aslında çok şanslı bir döneme denk geldi. Çünkü bugün artık hayatta olmayan bütün büyük ve efsanevî şefler hayattaydı ve hepsinin provasına gidebiliyorduk. Özgürce, öğrenciler olarak, bütün provalarını izliyorduk bütün orkestra şeflerinin ve oradan çok şey öğreniyorduk. Evet ama daha çok soru sormayı öğreniyorduk, çünkü herkes kendi cevabını bulmak zorunda ve tabi ki insanı etkilendiği dönem oluyor. Fakat sonunda da her orkestra şefi, her besteci gibi kendi kimliğini oluşturması gerekiyor. Söyleyecek bir lafı varsa, bir kimlik ortaya koyabilecek bir müzisyense, sonunda kendi bedeni ve kendi felsefî ve mânevî dünyası ile kendi dilini buluyor. Bu dilin illa çok orijinal olması gerekmiyor ama samimi olması gerekiyor, kendi olması gerekiyor. Bence iyi bir öğretmenin yapması gereken, o öğrencinin içindeki cevheri ortaya çıkartmak; onu bulmak, onu tanımak ve o öğrenicinin, o kemancının, o trompetçinin, o orkestra şefinin ve o bestecinin neden sıradan olmayabileceği, olamayabileceği veya içindeki cevherin nasıl yönlendirilirse özel bir şeyi ortaya çıkarabileceğini kavraması… Ve onu yapabilen öğretmen bence az, her şeye rağmen.