Yalın Alpay’a göre, “Doğu’ya çağdaş resim değerleriyle geçmişi koruyarak bakar. Bunun sonucu geçmişin muhafaza edildiği çağdaş resimlerdir.” Bunu nasıl başarıyorsunuz?


 

Yani, Yalın tabii çok doğru söylüyor. Yalın benim resmimi en iyi tanıyan, anlayan ve anlatan bir yazar. Hem kendi kültür birikimiyle hem de benim resmimi gerçekten benimsemiş ve sevmiş olmaktan kaynaklanan bir duyguyla bunu söylüyor, doğrudur. Ama bunun sırrı bence şu: Çok sevgiyle bakmak ve o kültürü hazmetmek. Bu iki unsur sevgi, tutku ve hazmetmekten geliyor. Yani sadece biçimsel olarak bir kültürü tanımak, ondan etkilendiğini söylemek mümkün değildir. Hiçbir zaman bu olası değildir çünkü o kültürün değerleri belki de genetik koşullanmayla gelebilir, yaşayarak gelebilir, içsel hale getirmekle gelebilir.      

 

Zannediyorum ben bir Anadolu çocuğu olarak büyüdüm. Her zaman o kültürün kaynaklarını araştırmaya çalıştım; gezdim, gördüm, okudum ve o benimle artık bütünleşmeye başladı. İnsan bu aşamaya geldikten sonra, o kültürü kendisiyle bütünleşmiş gördükten sonra o ister istemez eserlerine yansır ve üstelik de çağdaş bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek bu ikisinin doğal olarak birbiriyle bütünleşmesi gerekir ama çoğunlukla ya hayranlıklar, ilgiler Batı’ya kayıyor. Tanzimat’tan beri Türk resminin en büyük sorunlarından biridir çünkü yani 

 

19.yüzyılın sonundan itibaren 20. yüzyılın ortasına kadar Paris bir sanat merkezi, cenneti ve sadece Türkiye’den değil, bütün dünyadan Paris’e gidenler mutlaka etkileniyorlar.  Uzun bir süre -hatta şimdi de öyle; şimdi her ne kadar sanat merkezi başka yerlere zamanla New York’a kaydı, Avrupa’da yer yer işte Münih oldu, Berlin oldu, Madrid oldu. Şimdilerde işte Çin’e kaymış durumda-. Yarın belki Dubai’ye kayacak, Katar’a kayacak bilmiyorum ekonomik olaylarla beraber gittiği için bunu söylüyorum. Ama yani Paris uzun süre sanatta etkin olma, başat olma, etkileme işlevini sürdürdü o yüzden Paris’e giden bütün sanatçılar oradaki akımları Türkiye’ye getirerek bir yenilik getirdiklerini varsaydılar ve bu tabii aktarmacı bir bakıştı ya da batılı mesela; oryantalistler gibi bakmaya çalıştılar. Batıdakilerin daima ilgisini çekecek olan: bir saray hayatı, odalıklar,  esir pazarları, pitolojik görüntüler hep ilgilerini çekmiştir Batılıların. Hem Anadolu’ya, Osmanlı’ya hem de İslam kültürüne bakarken bu bakışta çok baktılar. Onların bu sefer etkilerinde kalan ressamlar oldu ya da hat sanatına bakarken bazı Türk sanatçıları onun sadece biçimsel yanını yahut da kente bakarken onun sadece camilerini işte bilmem daha Doğu’ya özgü pitolojik yanlarını kullanarak resim yaptılar. Bence içselleştirmedikten sonra bir kültür, yaşamına girmedikten, sevgiyle yoğrulmadıktan ve kendi yaşadığı dünyanın farkına varmadan kendi içine kapanıp yapılan resimler inandırıcı olmaz, samimi olmaz ve etkilemez.               

 

Yani ben belki Batıyla Doğu arasında gelgitler içerisinde kendi yolumu bulmanın temel nedenleri arasında şimdi siz sordunuz diye düşündüğümde bunları görüyorum, gerçekten de doğrusu bu galiba.