İletişimin önemini vurgulayan, özelden genele soru işaretleri yaratan bir metin.


 

Bu sorunun tarihselliği ya da ne kadar yaygın olduğunu tam anlamıyla tahlil etmiş olmamakla birlikte tamamen maruz kaldığım ve zaman zaman mücadele etmek zorunda olduğum bir sorundan bahsetmek isterim. Pasif şikayetçi durumda olmamak için de çözüm aramayı da ihmal etmeyeceğim. Konuma geçmeden önce bir de bunu açmak isterim. Çözüm aramak veya sorular ortaya atıp çözüm aranmasını teşvik etmek, sorunlu olduğunu düşündüğüm sosyal konularla alakalı yazı kaleme alırken özellikle dikkat etmeye çalıştığım bir husus. Aksi halde sadece şikayet eden ve önce kendine sonra da etrafına “memnuniyetsizlik” saçanlardan olurum ve bu kendimi rahat hissetmeyeceğim bir durum olur. “Fakat harekete geçmedikten sonra neye yarar bu durum?” diyeceklere de cevabımı Prof. Dr. Talat Saygaç hocamdan vereceğim: “İnsan düşünmeye başladığı zaman, düşündüğü şey artık gerçekleşmeye başlamış demektir.”

 

 

 Bilgi ve dinlememek konusu aslında iki ayrı ayrı konu/sorun oldu benim için ama daha sonra farkında olmadan bunların birbiri arasında bağlantılı olduğunu farkettim. Bilgi konusu üzerine Antik Yunan’dan bu yana esaslı tartışmalar olagelmiş. Bu derya içerisine girmeye ilk karar verdikten sonra daha sığ sularda olmama rağmen zaman zaman  boğulma tehlikesi geçiriyorum. Tüm mütevazı bilgim ile bilginin artık çok çabuk ulaşılır olması, yaygın olması tespitiyle başlamak istiyorum. İnternet ile birlikte çok farklı toplumların, kültürlerin, düşüncelerin etkileşiminde yaşanan ani ve bir o kadar da sert değişim sonrası yaşanan bilgi bolluğu ortaya koydu ki; bu bilgileri ciddi tartışmak gerekir. Kısa ve çarpıcı bir örnek vereyim. 15 yaşlarında canı sıkılan bir çocuk, muhteşem bir internet sitesi tasarlayabilir. Bununla da kalmaz içerisine çoğu yanlış ve yanıltıcı olan bilgiler yerleştirebilir. Masum ise size berbat bir kek tarifi verir. Ya değilse?

 

Un Chien Andalou (film still), Salvador Dali

 

 

Şimdi medyanın, özellikle günümüzde nasıl bir yönlendirici/sürükleyici bir güç olduğuna girmeden dümeni hemen kırıyorum ve diğer buz dağına doğru ilerlemeyi tercih ediyorum. O da, bu yanlış, yanıltıcı bilgilere ulaşan tembel düşünürler! Bu bizim ülkemizde daha çok siyasi konularda karşımıza çıkıyor. Durumun üzücülüğünden bağımsız bir hak teslim edeyim, paragraf başında değinmek istemediğim konu muazzam bir şekilde uygulandı ve çok başarılı oldu. Görüyor, yaşıyoruz. İnsanlar tabiri caizse kaşı gözü patlak bilgilerle karşınızda bir şeyler anlatıyorlar ve siz de nazikçe itiraz ediyorsunuz. Bu nazik tavrınız, karşı düşüncenizin cılızlığından kaynaklanıyormuş gibi algılanıyor ve saçmalama devam ediyor. Ya da sizin ifade ettiklerinize “hayır, o öyle değil” şeklinde bir karşılık geliyor. Peki ya nasıl? diye soru sorduğunuzda ise kulaklarınızı tırmalayan bir sessizlik oluveriyor. Bu durumu aklım gerçekten almıyor. Nasıl olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan insanların ona rağmen muhteşem bir özgüven ile itirazda bulunması tam anlamıyla akıl dışı bir durum.

  

 

Dinlememek ise daha tuhaf sahneler ortaya çıkarabiliyor. Karşısındaki kişi ile sohbet yahut tartışma yaparken kendi söyleyeceklerini ifade edip, dinleme zahmetine katlanmadan ama tersi tavır içerisinde olan kişiler haline geldik. Özellikle geldik diyorum çünkü bu durum çok yaygınmış gibi gözlüyorum ve daha çok genç jenerasyonda olduğu fikrindeyim. Nedeni ise internet olabilir mi? Daha dar alanda ise sosyal medya. Demek istediğim şu; internet /sosyal medyayı çok fazla kullanan kişiler, gerekli veya gereksiz, doğru veya yanlış bir sürü bilgiye maruz kaldığı için öyle bir yoruluyor ki bir de sizi mi dinleyecek sanıyorsunuz? Ayrıca kişiler, karşısındakinin onun bilmediği bir şey söyleyemez düşüncesine kapılıyor. Bu düşünceye belki de farkında olmadan kapılıyor. Yaşanan bu bilgi bolluğu insanları “kusma” noktasına getirmiş halde. Merak ölüyor, merak! Bu çok daha büyük bir tehlike. Çünkü insanların düşünecek, merak edecek zamanları kalmıyor. Her şey, merak ettiği ya da hayatı boyunca etmeyeceği her şeyi (doğru veya yanlış) görüyor, izliyor, okuyor. Sonrasında da o doğrultuda fikir sahibi oluyor ve diğer insanlarla girdiği etkileşimde bu sermayeden yiyor. Sonuç: Tüm bu bahsetmeye gayret ettiğim “bilgisiz insanların seni dinlemeye bile tahammülü olmadan seninle iletişime geçmesi” sorunu ortaya çıkıyor. Konuşurken önce kendi kendimizi dikkatlice dinlememiz gerekiyor.

 

 

Değişen Dünyayı Bu Yüzyılda da Kaçırmak İstemiyorum


 

Benim şahsi önerim, bu karmaşık gibi görünen ama aslında çok basit problemi çözmenin yolu, sorgulamak! Evet, bir tek bu. Sorgulamak, sorgulayıcı olmak, hemen kabul etmemek, şüphe etmek ve tüm bunların sonucunda doğal olarak ulaşacağınız yegane alan olan “merak” içinde araştırıcı olmak. Gördüğünüz üzere “bir tek” dediğim sorgulama sonucunda ne çok alanlar açıldı. Güvenilir kaynaklar aramak, merak etmek gibi dürtüler öğrenme isteği olduğu sürece oluşur. Belki de öğrenmeye isteğimiz yok! Aristoteles’e göre doğal olmayan bir durum içindeyiz demektir bu aynı zamanda. Bu benim görüşüme göre de doğal bir durum değil. Bu şekilde günden güne akıl dışına doğru ilerleriz. Çok fazla karamsarlık yapmak derdinde değilim. Belki de biraz sabırsızım. Çünkü değişen dünyayı bu yüzyılda da kaçırmış bir toplum içinde yaşamak istemiyorum. Kendimizi, bu güne kadar neyi yanlış neyi doğru yaptığımızı dürüstçe sorgulayalım. İnandıklarımızı korkusuzca gözden geçirelim. Yeni olan ne varsa da sorgu süzgecinden geçirip kendimize potansiyelimiz doğrultusunda yol çizelim, elde etmeye başladıktan sonra da ilerlemeyi hedefleyelim!

 

 

enes yıldız