İlk eserlerinizde 15. ve 17. yüzyıllar arasına yoğun bir ilginiz var, bunun sebeplerinden bahsedebilir misiniz? 


 

 

Ben aslında 19. yüzyıl çalışmak istiyordum fakat Rusça bilmiyordum. Ama dediğim gibi İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca bildiğim için Akdeniz tarihi çalışmaya karar verdim. Halil İnalcık vardı orada, o da beni yanlışlıkla yanına aldı. Halil İnalcık beni istemedi, beni Oktay Özel’e verdiler, sonra sekreter karıştırmış… Halil İnalcık’tan kaçmak isteyen de çoktu, belki biri kaçtı beni yerine koydular, bana yalan söyleyip kandırmış da olabilirler, bilmiyorum. Çünkü tahmin etmişlerdir benim rahatsız olmayacağımı. Sonra geldiler bana “Ya Emrah’cığım, kusura bakma seni Halil İnalcık’ın yanına asistan olarak verdik.” Ben de “Hocam, çok yaktınız beni ama…” dedim fakat yalan tabii, içimden “Oo iyi oldu.” dedim. Halil İnalcık istemedi beni ilk başta çünkü ben siyaset biliminden geliyorum, tarihi de çok bilmiyorum açıkçası. Bana master (yüksek lisans) sınavında Fernand Braudel sordu, ben ona başka bir şey anlattım. Braudel’i duymamıştım, 22 yaşındaydım. Böyle şeyler olabiliyor. Diyorum ya “Çocuklar gözünüzde büyütmeyin, mümkünse Braudel’i…” ama fundamentallar sağlam mı, o önemli. Türkiye’de çok oluyor “Aa bunu mu bilmiyorsun?” Bak, 22 yaşında ben Braudel’i bilmiyordum. Bugün de bilim tarihçilerini çıkartalım on soru soralım bakalım kaç tanesi okumuş. Bu böyledir, bir sürü büyük şey vardır… Herkes Jean-Paul Sartre’ı bilir ama okumamıştır, Bulantı (İng. Nausea) okumamış olabilir. Onun gibi ben de bilmiyordum ve saçma sapan bir cevap verdim, o da anladı beni tabii. Zaten biz Bilkent’teydik o yüzden tarih bölümünün alacağını biliyoruz da kim olacak, ondan sonrası tesadüfen… Ben de onu çalıştım çünkü bildiğim diller orada fark yaratmamı sağlayabiliyordu, orada yarattım o farkı ben de. O konularda gayet profesyonelimdir. Farsçam biraz daha iyi olsaydı ve Arapça da bilseydim Selçuklu Tarihçisi de olabilirdim. Biraz da Amerika ve Avrupa’ya gitmek istiyordum. Mesela Rus tarihçileri var, St. Petersburg’a gidiyorlar. Ben İtalya’yı, İspanya’yı seviyorum, habire de gidiyorum, yaşıyorum orada. Fizibilite de yapmanız lazım. Mutlu olmanız lazım, elli yıllık iş yapacaksınız. Doğru düzgün para da kazanılmıyor, elli yıl iş yapıyorsunuz, sizin için şartları iyi olması lazım. O kadar komandoya bağlayamam. Dolayısıyla baktım böyle; hem benim hoşuma gidecek hem beni başarılı yapacak hem de yaparken eğlenebileceğim bir alan olsun istedim, 1500-1700 arası… Ama yarın başka bir şey olur, biraz sağına kayar, biraz soluna kayar, problem değil…