Çalışma hayatınızda değişken yıldızlar ve novalara çok önem göstermişsiniz. Nedir bu novalar ve neden önemlidir?


 

 

 Eğer eski zamanlarda olsaydı ve bir filozof olsaydınız; tıptan, hekimlikten, astronomiden, ormancılıktan ve psikolojiden ne varsa her şeyi çözebilen insanlardan biri olurdunuz. O zamanki bilgi çok olmamakla beraber, bir insanın kavrayabileceği nitelikteydi. Bir filozof bunların hakkından gelebiliyordu. Bugün astronomide binlerce konu var, binlerce konunun ayrıntısı var. Her şeyle uğraşabilme imkânınız yok. Biz bile astronomide genellikle genel kültürümüzü güncel tutmaya çalışırız ama özelde uğraştığımız bir konu varsa, sadece o konuyu iyi bilmek zorundayız ve bilebiliriz. Ne kadar iyi bilebiliriz? O da yüzde yüz değil, yani çok kaliteli ve yüksek düzeylerde değil ama bir konuyu bilmek zorundayız, ancak öyle çalışabiliriz.

 

Benim çalıştığım konu da bunlardan birisi: Değişen Yıldızlar demek lazım. İngilizce ‘‘variable’’dan geliyor, belki değişken karşılığı olabilir ama değişen demek lazım. Yıldızların değişenliğini bir insana söylediğin zaman ne olduğu konusunda pek bir fikri olmayacak, çok doğal olarak. Değişen yıldız, mesela Güneş’imizi örnek olarak alırsak, Güneş’imiz değişen bir yıldız değil genel olarak. Eğer değişen bir yıldız olsaydı, örneğin zonklayan değişen bir yıldız olsaydı; Güneş’imizin giderek büyüdüğünü, şiştiğini, kırmızılaştığını, sonra tekrar bir balon gibi büzüldüğünü ve küçüldüğünü, iyice beyazlaştığını; sonra tekrar zonklayacak şekilde genişlediğini ve bu şekilde hareketin devam ettiğini görürdük, böyle yıldızlar var. Böyle bir yıldız örneğini astronomi olmadan teleskop kullanmadan, bu bilim içerisindeki bilgileri bilmeden anlayabilme imkânı yok. Çünkü normal insanların, normal çıplak gözle görebileceği bir şey değil.

 

Böyle yıldızlar çok ilginç. Böyle yıldızların davranış biçiminden anlayarak, araştırarak yıldızların nasıl evrimleştiği, nasıl yaşadıkları konusunda bilgilere sahip oluyoruz. Bu bilgileri de kendimiz için kullanıyoruz: Yani güneşimiz bundan sonra ne olacak, nasıl bir ömrü var, nasıl bir yaşantısı var? ‘‘Adam sen de, bana ne! Güneş ne kadar yaşıyorsa yaşasın! Bir insan olarak benim ömrüm altmış, yetmiş yıl…’’ diye düşünebilirsiniz ama bu iş böyle bir şey değil. Bilim farklı bir şey. Merak denilen duygu, insanın kafasına yerleştikten sonra artık onu çıkarmak, sadece onun cevabını aldıktan sonra mümkün. Onun dışında o merak bende kalır. Ben cevabını bulamazsam, benden sonraki uğraşan insanlarda kalır. O merakı düzenlemek lazım ve işin ilginç tarafı, değişen yıldızların sayısı çok fazla. Bunların bazıları bu şekilde zonkluyorlar, büzüşüyorlar ve genişliyorlar. Bazıları birbirlerinin etrafında dönüyorlar; biz bunları rahatlıkla görebiliyoruz ama teleskoplarla. Birçok çeşidi var aralarında, sınıflara ayırıyoruz. Birbirlerinin etraflarında döndüklerini nasıl anlıyoruz? Bunların ışıkları azalıyor ve artıyor; azalıyor ve artıyor. Dinleyicilerden ve izleyicilerden birçoğu ‘‘Aaa ben böyle yıldızlar gördüm!’’ diyecektir şu anda, büyük bir ihtimalle. O yıldızlar, bu şekildeki yıldızlar değil. O yıldızların kırpışmalarını, ışıklarının artıp çoğalmalarını görüyoruz; onlar atmosfer tabakalarından kaynaklanıyor. Bizim görmediğimiz sıcak-soğuk tabakalar birbirilerinin üzerinde hareket ederken, mercek etkisi yaratarak geçen ışığı kırıyorlar, büküyorlar ve yıldızların ışığı da kıpraşıyormuş gibi oluyor. Bizim kastettiğimiz bu değil. Bizim kastettiğimiz gerçekten yıldızın ışığı yavaş yavaş azalıyor ve yavaş yavaş artıyor. Kimisi de çok uzun dönemde yavaş yavaş azalıp artıyor, kimisi ise çok kısa dönemde yavaş yavaş azalıp artıyor.

 

Bunların sebeplerini de öğrendiğimiz zaman ilginçtir; yıldızların çift olduğunu gördük, iki yıldız birbirilerinin etrafında dönüyor. Çok ilginçtir, üç yıldız birbirilerinin etrafında dönüyor ve dört yıldız birbirilerinin etrafında dönüyor. Ben her zaman öğrencilerimizle espritüel de olsa bu konuyu tartışırım, sosyolojik bir olgu derim. Yani yıldızlar bile çift yaşıyorlar, bekâr yaşamıyorlar. Bekâr yaşayan yıldızlar var mı, var. Sayıları çok az. Çift yaşayan, çoklu yaşayan yıldızların istatistik olarak vardığımız sonuç yüzde 83’ün üzerinde. Yüzde 83’ün üzerindeki bütün yıldızlar aile kurmuş vaziyette. Bütün bekârlara buradan duyurulur. Öğrencilerim dinlerse bu sohbetleri her zaman yaptığımızı bileceklerdir.

 

Novalara geldiğimiz zaman novalar, patlayan ama kendini yok etmeyen anlamındadır: Yeni Yıldız. Bunların özellikleri şunlar; nova dediğimiz bir şey bir Beyaz Cüce’yi içerir. Beyaz Cüce nedir? Güneş’imiz bundan dört buçuk, beş milyar yıl sonra -ki şu anda dört buçuk milyar yıl yaşında, yaklaşık olarak ömrün yarısında- bir değişen yıldız olacak. Değişik evrim aşamalarından geçecek ve hızla genişleyerek en sonunda dış kabuklarını uzaya atacak ama bu genişleme sırasında içe doğru da çok yüksek bir basınç oluşturacağı için içeride malzemeyi -Güneş’in maddesini- çok sıkıştıracak. O kadar sıkıştıracak ki önemli miktardaki bir malzeme içeride Dünya boyutlarına kadar sıkışmış olacak. Dünya boyutlarına kadar sıkışan bu malzeme sonunda bizim Beyaz Cüce dediğimiz atom çekirdiğinin, daha doğrusu atomun ve atomun etrafındaki yörüngelerin, o atom yapısını sağlayamacağı şekilde darmadağınık oldukları bol miktarda elektronun etrafta dolaştığı bir yıldıza dönüşecek. Biz buna Beyaz Cüce deriz. Beyaz Cüce aslında bir kalıntıdır. Bunlardan çok var ve bunları direkt gözleyebilme şansımız var. Biz gözleyebiliyoruz az çok. Beyaz cüce, yıldızların zaman içerisinde eğer yanlarında başka bir yıldız çifti veya yıldız varsa o yıldız evrimleşmeye ve genişlemeye başladığı zaman, Beyaz Cüce genişleyen maddeyi emmeye başlıyor. Beyaz Cüce’nin etrafında bu madde birikmeye başlıyor. Bir kabuk olarak birikiyor ama Beyaz Cüce’nin içerisine giremiyor. Birikiyor, birikiyor bir süre sonra bu madde o kadar önemli ve zor şartlara sahip oluyor ki nükleer patlama gerçekleşiyor. Biz bir anda uzayda, hiçbir yerde bir şey yokken bir yıldızın bir ışık olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Eskiler buna nova yani Latince karşılığı olan Yeni Yıldız adını vermişler. Novalar böyle oluşuyor, biz bunları da inceliyoruz.

 

Bir de bunların süpernovaları var. Onlar da kendini patlattıkları zaman parçalanan ve bir daha yıldız olarak kalamayanlar. Novalar bu patlamayı yaparlar. Bazıları çok kısa sürede yaparlar, tekrar tekrar. Bazıları da her on bin yılda bir yaparlar. Öyle hesaplanıyor ama her seferinde Beyaz Cüce orada duruyor; sağlam bir şekilde ve dağılmıyor. Süpernovalarda ise böyle değil. Güneş çok daha büyük kütleli bir yıldız olsaydı; mesela sekiz Güneş kütlesi olarak, ağır ve kütleli bir yıldız olarak doğmuş olsaydı, bunun ömrünün sonunda patlaması böyle basit bir şekilde olmayacaktı. Çok şiddetli bir patlamayla, çok büyük bir ışık saçarak patlayacaktı ve geriye bir yıldız kalmayacaktı. O zaman da işte Nötron Yıldızı dediğimiz bir kalıntı kalıyor. Nötron Yıldızı da Beyaz Cüce’den daha felaketli bir şey. Çok daha sıkışık, ne kadar? Beyaz Cüce dünya kadarken, Nötron Yıldızı İstanbul’un ortasına koyacağımız on kilometre çapında bir top kadar. İstanbul’un her tarafından görebilirsiniz. Nötron Yıldızı, büyük bir top, büyük bir heykel gibi duruyor. Düşünün ki sekiz Güneş kütleli muazzam bir yıldızın çekirdeğinin sıkışması sonucunda oluşan bir şey. Bir süpernova patlamasının kalıntısıdır.

 

Ama başlangıçta yıldız kütlesi çok fazlaysa yani yirmi Güneş kütlesi kadarsa bu patladığı zamanda geriye ne Beyaz Cüce kalıyor, ne Nötron Yıldızı kalıyor. Herkesin bildiği ve son zamanlarda resmini çektiğimiz -gerçek resim- bir kara delik kalıyor. Etrafında gördüğümüz halka, kara deliğin etrafındaki disk. Bunun birçok konuşmaları yapıldı. Belki konuşuruz onun hakkında. Evet, bütün bu yıldızları gözleyerek neden önemli dediğimiz zaman, biz evrende işleyişi de anlamış oluyoruz. Mesela bir yıldız bir süpernova olduğunda etrafında gezegenler varsa bunu gözleyebiliriz -sık sık da gözlediğimiz bir şeydir bu- ve direkt şunu söyleyebiliriz: Süpernova tarafından bunlar da parçalanmış ve buharlaştırılmış oluyor.

 

Düşünelim şimdi basit olarak, o gezegenlerde yaşam varsa ve yıldız süpernova olduysa, gezegende yaşayanların en son konuştuğu şey ne olacak; ‘‘Kıyamet gerçekleşti.’’ Biz bu kıyametleri görebiliyoruz yani bu da astronomik kıyametler. Din kitaplarında belirtilen kıyametler bundan farklı mı olacak, bilmiyoruz. Ama söylenen şeyler, doğrudan doğruya bir gezegenin yok olmasıyla alakalı. Gezegen yok olmayabilir, çok büyük bir göktaşı çarpabilir, bu da bir kıyamet etkisi yaratabilir. Astronomide bunları düşündüğünüz zaman, dinden ve inançlardan uzaklaşmış olmuyorsunuz aslında. Din ile ilgili alakanız, inançlarınız varsa, bu kez daha iyi, daha ayrıntılı ve daha detaylı düşünmeye başlıyorsunuz. Birçok şey, daha çok yerli yerine oturuyor, yüzeysel değil yani.