Merkezsizlik ile resminizde nasıl bir etki yaratmaya çalışıyorsunuz?


 

Şimdi o, bakış açısı tabiî ki de. Yani bir resimde ana konu mesela Rönesans resminde üçgen bir estetik bir yapı üzerine konulan bir resimde, işte başrolde kimse o daha büyüktür. Minyatürde de öyledir, minyatürde yığma perspektif olduğu halde o resim içinde önemli, bir kişi varsa mesela; padişah savaşa gidiyor, Kosova Seferi’ne gidiyor, orada padişah daha büyük çizilir. Herkes kendi konumuna göre alınır, yani bu vurgulanır ama Rönesans Devri’nde de böyle bir vurgulama vardır. Ben belki bir yerde merkeziyetçilik derken bunu kastettiniz zannediyorum. Ben bir yerde, bir noktaya dikkati çekerek demin renkteki söylediğim disonans gibi ya da konu içinde önemli olan bir iki şeye dikkat çekmek gibi. Bence resmin her noktası çok önemli, ben resmin her noktasından seyirciye seslenmeye çalışıyorum. Bunun için geniş bir alanda her küçük ayrıntı birbirine benzeyen ama çok küçük farklarla ayrılan -tıpkı nefes almadaki farklılıklar gibi, günlerin aynı olmasına karşın hepsinin farklı bir havası, atmosferi, rengi olması gibi -nesneleri yan yana getirerek orada bir ritim yakalamaya çalışıyorum. O ritmin araçları olan biçimler belki birbirlerini tekrar ettikleri zaman o ritmi, o özü yakalıyorlar. Ve benim o özü yakalamam için bir tek nokta bana yetmez, çok nokta lazım onlar yan yana gelsin. Bir davuldaki, müzikteki ritim gibi yaşamın, doğanın, insan yapısının ritmi gibi, ritmik bir düzen, titreşim bu benim sanatımın özü oluyor. Hatta son sergimin adı da Doğanın Ritmiydi. Hatta bu sanat anlayışıma çok denk düşen bir isimdi.