90’lı yıllarda çocuk olanlar, hatta 2000’li yıllarda çocukluğunu geçirmiş olanlar bilirler Ateri’yi. Ateri hemen hemen hepimizin evine girmiş, kaset dediğimiz kartuşlarla çalışan basit fakat eğlenceli bir oyun konsoluydu. Biz bu makinaya “Ateri” diyorduk. Bu makinada Mario oynuyorduk, Street Fighter oynuyorduk, Tsubasa oynuyorduk, 90 Tank oynuyorduk.

Ama aslında bütün bunlar kocaman bir sahtelikler dünyasının yansıması ve cahilliğimizi sömürmesiydi. Kocaman bir yalanın içerisinde, koskocaman bir bilinçsizliğin içinde toplumca kayboluyor, eriyorduk ve en acısı; bunun hiç farkında değildik.

Gerçi farkında olsak, umrumuzda olacak mıydı? O da ayrı bir hadise. Zira kimsenin çoğu zaman olduğu gibi hiçbir şeyi sorguladığı yoktu.

Gelelim o dönemdeki “Ateri” çılgınlığının yazımıza konu eden garip noktalarına.

 

 

KONSOLUN ADI

Konsolun adı Ateri değildi! Ateri esasında tıpkı Gillette’nin traş bıçağı, Selpak’ın kağıt mendil yerine kullanılması gibi bir jenerik marka durumuydu. Dünyaca ünlü oyun ve konsol firması ATARI’den geliyordu bu isim. ATARI, ülkemize de ithal edilmiş olan ATARI 2600 gibi erken dönem oyun konsollarının üreticisiydi. Bu yüzden bu konsollara da Ateri demiştik. Fakat bu işin daha başlangıcıydı.

 

 

KONSOLUN KÖKENİ

Konsol esasında 90’lı yılların ortalarında çoktan modası geçmiş olan NES (NINTENDO ENTERTAINMENT SYSTEM)’in bir imitasyonuydu. Evet, yanlış okumadınız. Bir tişörtün, ayakkabının, pantolonun çakmasından bahsetmiyorum. Koskoca bir oyun konsolunun çakmasından bahsediyorum. 1983 yılında piyasaya çıkmış, fakat ülkemizde 90’ların ortasında çakmalarıyla patlama yapmış bir konsol. Biz ona umarsızca ateri dedik. Oysa o ateri değildi, kendine ait bir adı ve ruhu da yoktu. O, ucuz ve basit bir çakmaydı. Modası geçmiş, üzerinden yıllar geçmiş bir oyun konsolunun çakması. Kah Famicom, kah home computer, kah microgenius adıyla giriyordu evlerimize. Hatta en acısı, alet son yıllarında; yanlış hatırlamıyorsam 2000’lerin ortalarında, klavyeyle ve türkçe oyunlarla çıkmak gibi abukluklarla da karşılaşmıştı

 

KONSOLDAKİ OYUNLAR

Evet, tahmin edeceğiniz üzere konsolun oyunları da bu kocaman yalanlar dünyasının bir uzantısıydı. Örneğin Street Fighter diye oynadığımız oyunlarım hemen hiçbiri gerçek Street Fighter değildi. Bazıları bunu gizleme gereği bile duymuyordu. Master Fighter, Super Fighter, Turbo Fighter gibi. Bazıları Street Fighter adıyla düpedüz taklitçilik yapıyorlardı. Ama çoğunun Capcom firmasıyla bir alakası yoktu. Mario evet, Nes’teki Mario 1, Mario 2 ve Mario 3 vardı ama bu Mario’lar türlü Hack editleriyle sağılmıştı. Uçan veya sonsuz canlı Mario’lar vardı mesela. Ha keza yine o dönemin unutulmayan bir diğer enstantenesi de Suudi Arabistan’dan ithal edilen kasetlerde, Captain Tsubasa’nın Captain Majeed adıyla arapça olarak bulunmasıydı. Fakat yine de hakkını yemeyelim, çok önemli klasikleri de yine bu sahte Nes’lerde oynadık. Castlevania, Mortal Combat, Hagar, Double Dragon, Ninja Turtles, Adventure İsland, Jetsons, Flintstones, Dr.Mario, Tecmo World Soccer,Goal 3 gibi gerçekten orijinal ve keyifli oyunlar vardı.

 

1/3

 

ÇAĞIN GERİSİNDE KALMAK

Şahsi tarihim açısındansa en büyük hayal kırıklığı Super Mario World konusunda olmuştu. Bu aterilerin kasetlerinde Mario’nun yanında mutlaka Yoshi bulunurdu. Yoshi o yeşil ve sevimli dinazor, Mario’nun can yoldaşı. Ama Mario kasetlerinin içinden bir türlü Yoshi çıkmıyordu. Aynı dönemde televizyonda 0 900’lü hatlar üzerinden Super Mario World oynatıyorlardı. Orada yoshi vardı. Ateri’de Yoshi’yi göremedikçe sinir krizlerine giren bendeniz acı gerçekle daha sonra karşılaştım. Yoshi’li Mario, yani Super Mario World bir SNES oyunuydu. Yani NES’in bir sonraki ve çakması yapılamamış olan sürümü. Evet biz Türkiye olarak NES çakmalarıyla oyalanırken, dünya SNES oynuyordu. SNES’in kasetleri kocamandı, kendisi de oyunları da pahalıydı. Zengin ailelerin bile evine yaygın bir şekilde girememiş olan SNES bizim evimize nasıl girecekti?

Annemden sünnet düğünümden gelen parayla SNES almasını istedim. Kırtasiyenin camekanında Mario kasediyle duran SNES’i gözüme kestirmiştim. Almadı annem, sağ olsun. Haklıydı. O parayı ev peşinatı olarak kullandılar. İyi yapmışlar.

Yıllar sonra emülatörlerle acısını çıkardım SNES hasretimin. NES çakmalarından da hala evde bir tane bulundururum. Belki ileride müzelik falan olur. Buralar değerlenir.

 

Sevgilerle.