Dergicilik serüveninizin sizde iz bırakan yönleri neler oldu? Günümüz dergiciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?


 

Şimdi ben… Dergicilik serüveni… Eski ile bugün arasında tabii ki farklar var. Çünkü dergi edebiyatı gündelik atan nabzı… Bir şiir geliyor, bir yazı geliyor; ben yönettiğim yerlerde bunu yaşadım. Yeni Gazete edebiyat sayfasını yönetiyordum, Firuzan’ın “Parasız Yatılı” hikayesini ilk ben yayınladım. Dergicilikte böyle bir şey var.

 

Bir de tabii bütün günden ertesiye kalan birtakım şeyleri orada yaşıyorsunuz. Yapılanlar, atılanlar arşivde, edebiyatta o kadar önemli ki… Şu ev meselesi, Yusuf Atılgan’ın eviyle uğraşıyorum da, köydeki, işte onaracaklar filan, gelecekler, belediye başkanı… Oğlu Mehmet de bana bir link gönderdi, inanın o linki unutmuşum, Yusuf Atılgan’la yaptığım bir televizyon konuşması. Yani ilk şeyleri yapınca insanın da bu tür şeyler çok hoşuna gidiyor. “Yusuf Atılgan’la tek ben konuşmuşum.” Efendim; Oğuz Atay öyle, Cemal Süreya öyle… Bütün bu olaylarda; dergide de hepsini yayınladığım için onların, bir eleştirmen olarak, onların edebiyat hayatında bir katkım olmuş, küçük bir arkadaşlığım olmuş.

 

Tabii ki dergi böyle bir şey. Şimdi popüler dergiler de var. Popüler dergiler belki edebiyat yapıyor ama yalnız bazı hatalar oluyor, yanlışlıklar oluyor. Bunlara dikkat etmek lazım. Bir yazı geldi bana “Marquez’in Veda Mektubu” diye Marquez’in ajansını tanırdım, Carmen Balcells; ondan sonra, efendim, öldü. “Onu aradım yok böyle bir şey.” dedi. Ama internette geldiği için herkes bunu yayınladı. E kaynağa bakmadan, yazılı kaynağa, bu hataları yapmamak lazım.


 

Doğan Hızlan’ın bahsettiği röportaj videosu: