Bir baba olarak oğlunuzu yetiştirirken nelere dikkat ettiniz ve ailelerin bu konuda üzerine düşen görevler nelerdir?


 

Orada da bizim garip bir durumumuz var. Bir kere Oya’yla ben hemen hemen her konuda aynı fikirdeyim karı koca olarak. Çünkü çok benzer yerlerden geliyoruz. Bir de aileler birbirlerini uzun sürelerdir tanıyor. Ben Oya’nın doğumunu biliyorum yani. O bir. İkimiz aynı fikirdeydik. Nasıl yetiştireceğiz çocuğumuzu. Ondan sonra şu bizim için açıktı: Bu çocuk bizim çocuğumuz ama kendi başına bir insan bu. Biz bunu etkileyemeyiz. Ancak işte bu doğrudur bu yanlıştır diyebiliriz. O da bizim açımızdan. Dolayısıyla serbest bıraktık. Ne istiyorsa. Fakat herkesin yapamayacağı bir şey bu.

 

Bizim çocuğumuzun yetişmesine dışarıdan çok ciddi bir müdahale oldu. O da hava kuvvetleriydi. Hava kuvvetlerindeki generaller, subaylar, Oya’nın öğrencileri, genç teğmenler falan Asım üzerinde inanılmaz bir etki yaptılar. İşte çocuklar anneye babaya isyan ederler falan filan, hiçbir zaman öyle bir şey olamadı. Çünkü biz Asım’ın asker arkadaşıydık. Otoriteler yukarıda komutanlar. Yani hiç unutmuyorum Asım ETH’da Kimya’dan çaktı ilk gittiği sene. Bana telefon ediyor Zürih’ten; “Ya ben çaktım Kimya’dan felaket. Balanlı generale nasıl söyleyeceğim?”.


Babasına diyor ki “Ben çaktım ama Balanlı generale bunu nasıl söyleyeceğim?”. Ben de dedim “Ağabey o sizin aranızda. Komutanla senin aranda. Beni lütfen karıştırma.”. Anlatabiliyor muyum? Bu tip şeyler.


 

Mesela biz Fransa’ya gittik. Asım lise bire gidecek Fransa’da. Fransa’ya giderken Ergin Celasin general, bizim 23. Hava Kuvvetleri komutanımızdı, Asım’a demiş ki “Bak Asım, sen kurmay subay olacaksın.”. Asım o zaman asker olmak istiyordu. Sonra kulağından ötürü olamadı. Giremedi. Neyse, “Sen kurmay subay olacaksın. Dans bileceksin, bol dil bileceksin, bütün şarapları iyi öğren gel” demiş. Biz Fransa’ya gittik. Asım ilk iş bir şarap haritası aldı. Bütün Fransa’daki şarapları öğrendi. Fransa’da kaldığımız sürece, Asım zaten İngilizce ve Almanca biliyor, orada bir de Fransızca öğrendi komutan söyledi diye. Oturdu eşek gibi de çalıştı ha. Ana-baba söylese böyle yapmaz. Celasin Paşa söyledi, bitti. Öğrenilecek. Onu öğrendi. Orada bir hava ataşemiz vardı. Erhan Pamuk Albay. Daha sonra da general oldu o da. Asım gitmiş, biz Paris’e gittik. Sağ olsun komutan karşıladı. Asım komutana demiş ki “Komutanım nizami tıraş nerede olabilirim?”. Paris’te! Nizami tıraş! Pamuk generalde “Bizim berberi söyleyeyim sana o zaman.” demiş. Şimdi bu dışarıdan yapılan bir müdahale ama şu faydası oldu. Asım’ın aileye karşı bir ergen çocuğun isyanı hiç olmadı. Hiç olmadı.

 

 

Bir de Asım kendi evinde çok meşhur bilim adamlarını tanıdı, bütün dünyadan. Onun tabii çok büyük etkisi oldu. Mesela biz Caltech’deydik. Dan Mckenzie geldi ailesi ile beraber. Asım bir bilgisayar istiyordu. Dan’in oğlu, o zaman işte 17-18 yaşında, James. Asım’a dedik biz anlamayız bu işlerden, James’e sor, James anlar. Asım demiş “Ben bilgisayar almak istiyorum. Hangisini alayım?”. James demiş ki “Bilgisayar alma. Bir tane yapalım.” demiş. Kardeşim bunlar oturdular. Bir bilgisayar yaptılar. Bir laptop yaptılar. Gittiler malzemesini aldılar, bilmem nesini aldılar falan filan. Evde oturdular bilgisayar yaptılar. Yani Asım böyle bir çevrede büyüdü. Yine Caltech’deyken mesela, bu havacı olacağım falan hikayeleri var, tayyare nasıl uçuyor? Dedim lan dünyanın en meşhur uçak mühendisi bu okulda, Hans Hornung. Alman bir de adam. Dedim git Hans’a sor. Hans da benim arkadaşım. Fakat tabii Hans Alman olduğu için 7’de bende olun demiş. Lan ben 12’de kalkan bir adamım. Şimdi Asım’a da diyemiyorum ki ya işte sen kendi başına git. 9 yaşında çocuk. Asım’a dedim ulan, anasını satayım senin yüzünden sabahın köründe kalktık. Gittik. Hakikaten Hans, sekreter, herkes orada. Saat 7 lan. Hans orada Asım’a Bernoulli prensibini falan, düşün 9 yaşında çocuğa yav, herif bir anlattı. Kardeşim ben hayran oldum. Ulan yani bizim gariban köylüye anlatsa o bile anlar. O kadar güzel anlattı. Ama bu herif 50 bin dolar maaş alıyor aylık. Müthiş. Hans çok büyük bir adamdı. O kadar iyi ahbap oldular ki Asım’la bunlar. Hala bazen Zürih’e gidiyor, ETH’ya. Giderken Asım’a haber veriyormuş. Diyor Hans geliyor, beraber yemeğe gidiyoruz. Hans 70 küsür yaşında. Böyle dostları oldu Asım’ın.

 

Mesela Asım hayatındaki ilk alkollü içkiyi 20. yüzyılın en büyük jeokimyacısının elinden içti, Jerry Wasserburg. Jery’nin çok sevdiği Paris’te satılan bir likör vardır. Evine yemeğe gitmiştik. Hepimize ikram etti. Asım’a baktı, “Haydi sen de gel.” dedi. Küçük bir bardak aldı. “İç” dedi. Asım’ın ilk içtiği alkollü içkidir o. Şimdi unutması mümkün değil. Jerry Wasserburg’ün elinden içti. Tabii böyle hatıralar çok hoş oluyor. Değil mi? Asım’ın tanımadığı hava kuvvetleri komutanı yok. Asım’ın kendi hayatı süresince hava kuvvetleri komutanlığı yapanların hepsini tanıyor. Şimdiki Milli Savunma Bakanımız, Eski Genel Kurmay Başkanımız. Asım bir gün telefon etmiş, komutanım sizi görmek istiyorum diye. Komutan, “Ya bugün benim işim vardı ama senin için bir uğrayacağım, gel.” demiş. Benim için 20 dakika geldi diyor. Hulusi Akar General. Düşünebiliyor musun? Benim için diyor 20 dakika uğradı.