Aydınlığın kıvılcımlarından başlayan bir anlatının şiirsel biçimde ele alındığı, deneyimlenmesi gereken bir metin.


 

Zamanın farklılığına değinip, zamaneler olarak nitelendirilenin nitelik bakımından ne ifade ettikleri hususunu dert etmeden, kendini yoğunluğun azametine bırakan…

Başka olmayı başkası olmak algılayan…

 

 

İdeal sahibi, ideallerine ulaşma çabasında hakiki manada tevekkül eden, beraber yol alacağı arkadaşlarını sağlam seçip adımlarını “Azmettiğim kadar varım.” yoluna atan.

 

 

Devreduran bir zaman, devrim psikolojisi ile an ve yaman tanımayan hareketlilik, yoğun eleştirilere rağmen tekerrür eden hatalar ve bahsini geçireceğimiz zamanın konukları. Ne zamandır başladığı bizler tarafından kestirilemeyecek olan, yalnız herkesin bir doğumu esas aldığıdır zaman. Bir akım, bir rejim veya bir keşif bu şekilde esas alınabilir. Ama bu metnin asılları başlangıçtan çok, baş ile son arasında anlam kazanması gereken süreç. Dahası zamanın konuklarının süreçle kendini nasıl bağdaştırdığı.

 

 

Kişi için zamanın başladığını farz edersek, ilk etapta dünyaya adapte olmakla ve kendini ifade edebilmekle meşgul olacaktır. Sonrasında bilgiyi elde edebilmek için özümsemesi gereken altyapı eğitimi onu önce kendini tanımaya davet, ilerisindeki eğitim onu kendini geliştirmeye teşvik edecek ve nihayetinde kişi kendine toplumda bir yer tahsis edecektir. Toplumda tercih ettiği noktada bulunma sebebi kişiyi tanımlamakta iki kapı açar;

 

 

Kimi insanlara ayak uydurduklarının zaman olmadığını kabul ettirmek oldukça zordur. Zaman, soyut bir kavram ve bizler onu semboller, yapıtlar, yaşayışlar, yaşayış tarzlarıyla ele alıyor ve de ayırt edebiliyoruz.

 

 

Dikkatlerin toplanması gereken bir nokta da zamana sembol biçmenin ne kadar kolay olduğu. Böylesi bir durum şöyle izah edilebilir: Birtakım karakalemdarların insanların duyu, algı ve algılayış sentezlerini istedikleri noktalara çekip onlara tasarlamış oldukları algıları klonlayıp üzerlerine sembol yapıştırarak onları ‘zaman…’ vs. etiketiyle topluma sunmaları. Tasviri ilk tanımı ile mümkün olanlar çoğulcu psikolojisi ile hareketlenip bir etiket ile anılmayı tercih edecek ve zamanlar bir zaman depremi ile neye uğradıklarını şaşırarak sadece “Eskiler” olmaya mahkûm kalacaktır.

 

 

Lâkin tasviri ikinci tanım ile şahlananlar, zaman, mekan, durum her ne olursa olsun asla ideallerine havsalası ve sırtındaki küfesi boş bir vaziyette yürümez. Hakikati okur ve onun ile müsemma olmayı arzular. Onunki basit bir hevesten ibaret sayılamaz. O, doğrunun mücadelesini verir.

 

 

Nişancı tüfeğinin ucunda var olsa da, yolun başında da olsa, yek başına da kalsa hedefleri için verdiği mücadeleyi bulunduğu zamana taşımasını çok iyi bilir. Başı ufuklara doğrudur. Bizlere geçmişte ufuklara aynı samimiyet ile bakanları hatırlatır. Onların dönemini geçmiş zaman olarak isimlendiriyor olsak dahi, gayret verdiklerine feda etmeyi de bilmeleri, bu düşünceyle feda ettikleri onları bizim nazarımızda asla eski kılmaz. Onları biliyor ve hatırlıyoruz. Onlar ve zamanları neredeyse herkes tarafından biliniyor. İşte idealist genç haykırıyor “Onlar eskimediler.” İdealist genç yaşatıyor. Nasıl mı? 

 

 

Zamana ayak uyduranlardan değil, zamanı ayakta tutanlardan olmak için! Onlar nasıl kırdılarsa sıradanlığın, dogmanın kilitlerini, nasıl yazdılarsa tarihe elleriyle imkansızın mümkün olduğunu ve bu bilinçte olanlar nasıl sahip çıktılarsa bu yola yıllarca; eklenmeye devam edilsin yıllar, o ruhu kendinde yaşatanlar var oldukça.

 

 

 

aslıhan yardım