Ali Alpar:  “Türkiye’de insanlar eğitim sistemiyle ciddi entelektüel zarara uğratılıyorlar.” diyor.
Bir eğitimci olarak sizce eğitimde çok yönlülük nasıl tetiklenebilir?


 

Entelektüel erozyonu farklı şekillerde anlamak veya tarif etmek mümkün. Katılıyorum hocaya. Multidisiplinerliği sağlayabilmen için belli alanlarda uzmanlığı çok erkene almaman lazım. Yani çocuğa, öğrenciye farklı alanları deneyimleme fırsatı tanıman lazım. Meslek okulu gibi düşünmemek lazım üniversiteyi. Ama gitgide alanlarda uzmanlaşma zorlaştıkça, alanlardaki bilgi birikim arttıkça alanlar kendi içlerine kapandılar. Bu ikinci kuşak üniversitenin sıkıntılarından bir tanesi. Sen şimdi mesela mühendislik okuyorsun. Gidip konuşsan, mühendislik hocaların sana eminim şunu diyecekler: “Dört yılda olmuyor abi. Mühendis yetiştiremiyoruz, dört yıl yetmiyor.” Sen şimdi hocaya diyorsun ki “Abi dört yılın tamamında bu çocuğa mühendislik öğretme. Gel; bir, bir buçuk yılda buna biz insani bilimler, beşeri bilimler, sosyal bilimler falan daha böyle sanat falan daha böyle bir rönesans insanı yetiştirelim.” Bu iki güç çelişiyor. Dolayısıyla üniversitenin işi gitgide zorlaşıyor, bilgi birikimi arttıkça ve alanda uzmanlaşmak zorlaştıkça.    

 

Üniversiteler müfredat odaklı olduklarından bütün eğitim sistemi müfredat odaklı olduğundan mesleği takip etmeye çalışıyor ve meslekteki yenilikleri sürekli eklemeye çalışıyor. Şimdi bir ders daha ekliyorsun, bir ders daha ekliyorsun, bir ders daha ekliyorsun… E ne oluyor o zaman? Birinci sınıftaki o “Humanities” dersi, işte “Batı Uygarlıkları” dersini çıkarıverelime geliyor sonra. Şu anda YÖK zorlamasa tarih dersi, Türkçe dersi, hepsi gidecek. Daha da meslek eğitimine yönelecek üniversiteler.


Kendi kendini geliştirmen gerekiyor.


Bunun çözümü kolay değil ama ben üniversitenin zaten zamanının geçtiğini düşünüyorum, işinin bittiğini düşünüyorum. Dolayısıyla ben bunu düzeltmek için parmağımı kıpırdatmam. Benim öğrenciye tavsiyem “Bu senin işindir kardeşim. Kulüpler var, kitaplar var. Kendi kendini geliştirmen gerekiyor. Bu çok disiplinliliği, farklı açılardan bakabilme kapasitesini, kendini geliştirmen gerekiyor.” derim.

 

Bir de her öğrenciye hayatlarının bir döneminde girişimciliği denemelerini öneriyorum ben. Girişim için kuracağım takımın çok disiplinli olmasına dikkat et derim. Kalkıp da üç tane kimyager ile kimya mühendisi ile bir girişim kurma derim yani. Onun içine mutlaka sosyal bilimlerden de birisini al, tasarım gözüyle bakabilen birisini al derim. Böyle ortamlarda bulun. Mesela ben, bütün arkadaşlarım endüstri mühendisi olsun falan, böyle bir şey hiç istemedim. Bir mimarla, bir tarihçiyle falan arkadaşlık etmenin çok ilginç olduğunu düşünüyorum. Sosyal çevrelerle bunun sağlanabileceğini düşünüyorum ve bunun öneminin anlatılması gerekiyor öğrencilere.   

 

Şimdi mesela günümüzün popüler kelimesi: Sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirliği herhangi bir, tek disiplin üzerinden anlatmam mümkün değil. Ne sürdürülebilirliği? Yani finansal sürdürülebilirlik mi çevre sürdürülebilirliği mi? Onu ne üzerinden anlatacaksın, kimya üzerinden mi anlatacaksın, fizik üzerinden mi anlatacaksın, enerji üzerinden mi anlatacaksın, çevre üzerinden mi anlatacaksın?

 

Mutlaka toplum, dünya gitgide daha çok boyutlu bir hal alırken bizim eğitimiz gitgide daha tek boyutlulaşıyor. Bu gerçekten problem ama üniversitenin bence çok çok sayıda probleminden sadece bir tanesi.