Okuyucunun nefes alıp düşünmesini sağlayan, tetikleyici bir metin.


 

Sabah alarm çalıyor. Belki hemen, belki de birkaç ertelemenin ardından yataktan kalkıyoruz. Banyodaki işlerimizi bitirip hızlı bir kahvaltının ardından evimizden çıkıyoruz. Seri adımlarla yürüyor ve bineceğimiz toplu taşıma aracına yetişmeye çalışıyoruz. Kim bilir kaç dakika veya saat sonra çalıştığımız iş  yerine ulaşıyoruz. Yoğun bir tempo bizi bekliyor. İş yerimizin belirlediği saatte öğlen yemeğimizi yediğimiz ve dinlenme araları verdiğimiz bir günün ardından yine iş yerimizin belirlediği saatte, mesaiye kalmaz isek, işten çıkıyoruz. Kim bilir kaç dakika veya saat sonra evimize ulaşıyoruz. Yemek yeme, dinlenme ya da o gece ne planımız varsa gerçekleştirip yatağa giriyoruz. Çünkü ertesi gün yine işe gitmek zorundayız. Sabah alarm çalıyor.

 

Yaşamak: 1)Canlılığını, hayatını sürdürmek. 2)Varlığını sürdürmek. Türk Dil Kurumu sözlüğünde bu iki açıklama aynı kelimeye ait olsa da aslında anlam olarak bir o kadar farklılık gösterir. Yaşamak hissetmekken var olmak ise sadece nefes almaktır. Yaşadığının farkında olan kişi kendi planları içinde yer alırken varlığını sürdüren kişi ise başkalarının planlarına dahil olur. Etrafımıza baktığımıza pek çok insan görüyoruz. Acaba gördüğümüz bu insanların kaçı hayatı yaşarken kaçı sadece varlıklarını devam ettiriyor? Daha önemlisi sadece varlıklarını devam ettiren insanlar bunun farkındalar mı? Yoksa hayatları boyunca uyanamayacakları bir uykudalar mı?

 

Amerikalı ünlü yazar Henry David Thoreau, arkadaşının sahip olduğu bir araziye bir kulübe inşa ederek iki sene boyunca burada yaşadı. Oldukça minimal bir hayat süren ve haftada bir gün çalışarak hayatını idame ettiren Thoreau, aslında çok az şeye ihtiyacımız olduğunu, önemli olanın sahip olduklarımızın sayısı değil bize olan katkısı olduğu sonucuna vardı. İki senelik bu hayatının ormanda rahatlatıcı bir inzivaya çekilmek olmadığını savunmuştur. “Ormana gittim. Çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için. Ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmek için.”

 

 

Başarılı bir modern yaşam, çok fazla teknoloji, söylenileni yapmak, insanlarla sürekli iletişim halinde olmak ve olabildiğince kazanmak için çalışmayı gerektirir. Bu gerekliliklerin sonucu olarak da başarı, şan, şöhret ve para gibi sonuçlar beklenir. Modern birey devasa metropollere sığınmış, kendi varoluşunu sürdürme telaşına düşmüştür. Para, kişiliğinin  yerine geçer çünkü ona saygınlık kazandıran veya kaybettiren bir işleve dönüşmüştür. Böylece birey sürekli para kazanmaya ve bu sayede saygınlık kazanmaya çalışır. Hayatın temposu içinde adete rüzgarlı bir havadaki yaprak gibi bir o yana bir bu yana uçar gider. Bu yüzden hiçbir zaman hiçbir şeyi tam yaşayamaz. Hepsi anlık olaylar veya durumlardır. Adeta bir hayal gibi. Ve giderek bu hayaller hakiki gerçeklerin yerini alır. Hayatın gerçekleri veya gerçek dışılığı bu hayallere bağlanır. Metropol hayatının temposuna kendini bırakmışken, sakin bir sahil kasabasında yaşama hayalleri kurar.

 

Hintli yazar Jiddu Krishnamurti bu durumu şu sözlerle özetliyor: “İnsanlığın düşüşüne radikal bir devrim fikrini getirmenin ne kadar önemli olduğunu göreceğiz. Bu kriz bir bilinç krizidir. Öyle bir kriz ki eski kuralları şablonları, eskiden kalma gelenekleri artık kabul etmiyor. Ve dünyanın bugünkü haline bakınca, bunca sefalet, çatışma, yıkıcı zulüm, saldırganlık. İnsanlık hala eskiden olduğu gibi. Hala zalim, can yakan, saldırgan, aç gözlü, rekabetçi, ve inşa ettiği toplum da bu değerler üzerine kurulu. Bu denli hastalıklı bir topluma iyi entegre olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.”

 

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Doğmak ve ölmek elimizde olmayabilir. Fakat yaşamak elimizde.  Herkesin gittiği yoldan gidersek herkes ile aynı yere ulaşırız. Belki de daha az kullanılan yolu seçme zamanı gelmiştir. Böylece farklı bir yere ulaşma. Hayatı demleyerek yaşama ve hayattan keyif alma. Belki de kendimiz olma zamanımız gelmiştir. “Kendin ol.” diyor Oscar Wilde. “Diğerleri çoktan kapıldı.”

 

 

Edmond Rostand‘ın unutulmaz eseri Cyrano de Bergerac‘ta yazdığı gibi:

 

Şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek                                                                     

Tek başına, özgür olmak, dünyaya kendi gözlerinden bakmak                                             

Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak                                                             

Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak                                                                      

Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek                                                                      

İsteyince Ay’a bile gidebilmek                                                                                             

Başarıyı alnın teriyle elde edebilmek                                                                                 

Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın                                                               

Varsın boyun olmasın bir söğüdünki kadar                                                                  

Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararı mı var?

 

taha tanrıkulu


 

Kaynakça:

Thoreau, Henry David,  Walden – Ormanda Yaşam, Zeplin Kitap

Joseph, Peter,  Zeitgeist: Addendum, 2008

Rostand, Edmond, Cyrano de Bergerac, İş Bankası Kültür Yayınları