Bölüm 04

Tarih yazımı açısından Türkiye nasıl bir konumda? Bu konudaki başarılı ülkelerden ve sistematiklerinden bahsedebilir misiniz?


 

Tarih yazımı genelde devlet elinde başlar ilk başta. Çünkü ilk tarih kitaplarını güç sahipleri yazar. Dolayısıyla biraz tarih sağa çeker, devlete doğru çeker. Sivrileşmiş toplumlarda bunu eleştiren bir tarih yazıcılığı da ortaya çıkmıştır. Özellikle 1960’lardan 70’lerden sonra Avrupa’da artık tamamen siyasetin dışında işte kadının tarihi, maduniyet tarihi, ezilmişlerin tarihi, işte eşcinsellerin tarihi, köylülerin tarihi. Solcu da bir damar vardır. Bunun iki nedeni var. Bir oradaki siyasi ortam. Özellikle 50’lerden 60’lardan sonra. 60’larda yazmışlar zaten özellikle. Artık devlete karşı isyankâr bir toplum oluşması bunu yazacak tarihçileri hazırlamıştı. Ama öteki taraftan zaten Avrupa’nın kendi arşivlerinde bu anlamda kaynaklar vardır. Niye vardır? Bu arşivlerde taşra teşkilatının kayıtları kalmıştır. Bu arşivlerde arşivin dışında -matbaa olduğu için- gazete, günlük, anı, seyahatname gibi bir sürü çeşitli kaynak, roman…


Yani bir de devletin gözünün dışında bir şeyler gösterecek kaynaklar vardır.


Osmanlı tarihçiliğinde ve tarihinde bu ikisinde de sıkıntı var. Birincisi genel anlamda, bizde devlet çok kutsandığı için hala devlet sivil bir ortam… Yani bugün hükümete muhalif olanlar da devleti istiyorlar aslında, devlet küçülsün istemiyorlar. Devlet o görüşün elinde olmasın istiyor. Devletin kendisinin kutsallığı sorgulanmıyor. Batıda sorgulanıyor. Öyle bir tarihçilik çok hazır değil. İşte Batı’da eğitim alan bir kısım tarihçiler var onlar da işin içine çeper olarak giremiyorlar. Dolayısıyla öyle bir devlet…

 

 

Çocuklar bana geliyor hep işte ‘Hocam, Kanuni Sultan Süleyman’. Ya ben kaç tane kitap yazdım, bireyi koyayım dedim, korsanları kişi kişi buldum. Bana Kanuni’yi sormayın. Bir gün de bana ne bileyim tarımla ilgili bir soru sorun. Bir gün de bana Köroğlunu sorun. Çok enteresan ya. Yunus Emre’yi sorun. Bir gün de isyan edeni sorun. Bir zındığın ne düşündüğünü sorun. Çünkü bunlar başka, daha önce araştırılmamış şeyler. Hep aynı şeyleri soruyorlar. Bir: bir kere kamu buna daha hazır değil. Bunun ne alıcısı var ne yazısı var, çok değil. İki: kaynaklarla ilgili problem var.


Osmanlılarda matbaa olmadığı ve merkezi bir devlet de olup taşradaki yazışmaların da büyük bir çoğunluğu kaybolduğu için biz devletin resmi gözünden, yandaş arşivinden başka bir şey görmüyoruz.


Mesela ezdiği bir isyankâr ne düşünüyor? Bunu satır aralarından çıkarmak çok zor. Ya da ne bileyim değişik din grupları ya da meslek grupları diyelim, koğuşturulmuş bunların kendi görüşleri ne? Ya da işte cezaya çarptırılmış ve toplumun değerleri dışında bulunan insanlar, bugüne kadar bunların hiç tarihi yazılmadı. Bunlar ne düşünüyor, köylüler ne düşünüyor? Bir mantalite tarihi, analles ekolündeki gibi, bir Ladurie Montaillou’su gibi , bir Ginzburg’un Formaggio Vermi’si yani Peynir ve Kurtlar’ı gibi kitaplar yazabilmek için bunları bilmemiz lazım ama bilemiyoruz. Bu da bence biraz kaynaklardan kaynaklanıyor.