Sessizliğin, sakinliğin edebiyatını çok defa yapar edebiyatçılar. Hatta edebiyata ilgisi olan ve ilk kez yazma deneyiminde bulunacak kişilerin en kolay erişilecek ve belki en kolay anlatacağı malzemelerdir bu kavramlar. Çünkü günümüz dünyasında sakinliğe çok fazla ihtiyacımız vardır. Dolayısı ile sükûtu çok görür, çok duyarız. Peki kim sükûtu hissettirir, kim etkileyici bir şekilde bu kavramı eserinde kullanmıştır? İşte bu sorunun “bencesini” huzurlarınıza sunmak isterim.

  Okuduklarımıza kendimizce yorum getirir kimi zaman bu kavramlar çerçevesinde oluşmuş eserleri beğenir, kimi zaman edebî bir değerinin olmadığını düşünürüz. Kanaat önderi gibi bir şeyler söylemek ne haddimize. Sadece kişisel düşüncelerimiz bu yöndedir. Çünkü, bence edebiyat kalpten kalplere olan yolculuğun meselesidir. Hislere dokunup hüzünlendirmek de, heyecanlandırmak da, sevindirmek de nitelikli bir şekilde işlenmiş cümlelerin işidir. Son tahlilde bu cümleleri nitelikli bir şekilde işlemek de ancak hisli insanın becerisine kalmıştır. Öyle ki her birimizin çok sevdiği yazarlar, şairler mevcuttur. Konumuzun çıkış noktasına gelecek olursak bence sükûtu en derinden, en naif bir dille, en güzel şekilde cümlelerine nakşeden isimlerin başında Yahya Kemal BEYATLI gelir. O’nun için sükût kendi iç huzurunu bulmak için bir amaç değil aksine “uyuyanı uyandırmamak” için kullanılan çok mânâlı bir araçtır. Yahya Kemal’in, “Çubuklu Gazeli” eserini okurken ve hatta bestecisi Münir Nurettin Selçuk’tan dinlerken öyle dalarsınız ki sessizliğin içine, bu gazel hiç bitmesin istersiniz. Hele ki şu hızına yetişemediğimiz dünyadan alır çıkarır sizi.

 Çağdaş dünyanın getirdiği malzemeler, ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da, teknik anlamda ne denli ileriye gitmiş olsak da maalesef insanı his meselesi açısından beton yığını bir sokağın ortasında bırakmaktadır. Çünkü çağın gereği duygunun tarifi değil, mantıkla tekniğin buluşmasını sağlamak ve hızla ilerleyen zamanın önüne geçmeye çalışmaktır. Yani zamandan daha hızlı olmaktır. Çünkü insan zamanın geçiş hızına bu çağda yetişememekte, dünya oldukça hızlı dönmektedir. Böyle bir hâlin içindeyken insan, sükûtu daha çok istiyor. Tam bu noktada aklıma aslında yukarıda belirttiğim Çubuklu Gazeli’nin çıkış noktası olan yine Yahya Kemal’in kendi şiiri “Gezinti” geliyor. Öyle ki bugün insanın zamanın hızına yetişemediği dünyada, dün vaktin uzayıp gidişi ile hızlı geçişi arasında kalmış ve vaktin durumunu sorgulamıştı Yahya Kemal. Buyurunuz, okuyalım :

Kandilli’den Çubuklu’ya çıktık gezintiye;
Yalnız kürek sadâsı gelen bir kayıktayız.
Bizler mi vakti hoşca geçirmekteyiz bugün?
Şüphem budur: Vakit mi geçirmektedir bizi?
Zihnim neden kapıldı bu sonsuz düşünceye?

Bir yanda boşluğunda hudûd olmıyan semâ;
Bir yanda daima uzayıp bitmiyen zaman.
İnsan tezad içinde fikirler mırıldanır.
Bâzan çöküntüler, kırışıklardan ürkeriz,
Bâzan da neş’esizce: “Vakit geçmiyor” deriz.

 Bu düşünceler ile modern dünyaya ayak uydurmak gerektiğine inanırken, en başta bahsetmiş olduğum arayışın sebebini de insanlığın hızlı ilerleyen zamana bir isyanı olarak algılıyorum. Sessizliği, sakinliği, sükûtu arıyor artık insanlık. Bir sözün içerisinde, bir şarkıda, bir filmde ya da bir tatil köyünde… Çünkü koşuşturmadan, kalabalıktan ve betonlaşmadan usanmış duruma gelen insan işte tam da böyle bir anında zamanın hızına da sin kaflı konuşuyor. Belki bu yazıyı okurken metrobüste, herhangi bir tutacağı tutmanıza gerek bırakmayacak bir sıkışıklığın içerisindesinizdir, belki de iş yerinizde küçük bir mola vermişsinizdir. Nerede ve nasıl olduğunuzu hiç umursamadan tavsiye ediyorum. Sizi sakinleştirecek, sizin ruhunuzu okşayacak ve derin mânâsı içerisinde sizin bazı şeyleri sorgulamanızı sağlayacak Çubuklu Gazeli hemen okuyunuz diye ve hatta dinleyiniz diye yazımın sonuna iki şekli ile de ekleyeceğim. Ne olursa olsun bu teknik dünyanın içerisinden biraz dahi olsa sıyrılıp ruhunu dinlendirecek bir şeyler yazmayı deneyen yazar adaylarının sükûta sıkı sıkıya sarılması bizi mutlu eder. Bari edebiyatımızda sakinliği bulalım değil mi? Yahya Kemal BEYATLI ve Münir Nurettin SELÇUK’a rahmet olsun.

 


 

“Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın,
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın.

Âğuş-ı nev-bahârda hâbîdedir cihân,
Sürsün sabâh-ı haşre kadar hâb uyanmasın.

Dursun bu mûsikî-i semâvî içinde sâz,
Leyl-i tarâbda bir dahî mızrâb uyanmasın.

Ey gül sükûta varmayı emreyle bülbüle,
Gülşende mest ü zevk olan ahbâb uyanmasın.

Değmez Kemâl uyanmaya ikmâl-i ömr için,
Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın.”

– YAHYA KEMAL BEYATLI

 


 

Spotify için:

 

Youtube için: