Şair zihninin labirentlerinde bir yolculuğa çıkmak.


 

Şair kimdir? Yazının kökü bu soru üzerine kurulurken gövdesi, dalları ve yaprakları da bu soru imi üzerinden budaklanacak. Şair, bilinci yüksek olan kişidir. Bilinç ise insanın kendini bilmesi ve içinde yaşadığı zamandan ve mekândan haberdar olması meselesidir. Bu nedenle belki de aklını kaybetmekle hayatına son vermek arasındaki tehlikeli yolda yürüyenler arasında insanlık tarihi boyunca en çok şairler yer almıştır.

 

“Dilce susup

bedence konuşulan bir çağda

biliyorum kolay anlaşılmayacak

kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın

yanık yağda boğulan yapıların arasında

delirmek hakkını elinde bulundurmak”

 

Tanrı, bilinci insan dışında başka bir varlığa vermiş olsaydı eğer balıklar yüzmeyi, kuşlar kanat çırpmayı bırakırlardı. Ağaçlar, o kadar sağlam tutunabilirler miydi kökleriyle toprağa. Peki, insan bu bilinç ile nasıl yaşar? Yaşamını sürdürmek için bir delil mi arar yoksa yaşama istenci doğuştan gelen bir içgüdü müdür? Yaşamak, sürekli bir seçimde bulunma halidir. Heidegger ‘in bilinen bir sözü çerçevesinde şu söylenebilir ki; insan, telef olmakla ölmek arasında bir seçim yapar ve dünyaya geldiği andan itibaren ona verilen eşref-i mahlûkat sıfatını hak etmek için çabalar ya da çabalamaz. Kendini zevk ve ihtiraslarının izinden sürükleyerek sadece somut beklentiler ile bolluk içinde bir yaşam sürdürme amacıyla eylemde bulunan birey, seçimlerini yalnızca konfor ve mutlu olma isteği üzerine konumlandıracaktır, üzülmek istemeyecektir. Dünya, bu noktada insanı tatmin edecek kadar bereketlidir ve ondan vazgeçmek hiç de kolay olmayacaktır. Oysa tek ereği mutlu olmak olanlar yalnızca hayvanlar olabilir. Bilinç ise böyle bir yerde hükmünü sürdüremez çünkü fark etmek, gerçeğe yaklaşma anlamına gelir ki, bu da “hakikatin yasını en derinden tutan” şairin yazdıklarında, birlikte aynı ipe tutundukları okuyucunun bulduğu acının bir ifadesidir. Bu acı kimi şairin şiirin de bir direniş kimisinde bir çığlık kimisinde ise bir kopuş ve vazgeçişin sözcüklere yansımasında kendini hissettirir. Birkaç şair üzerinden konuya devam etmek doğru olacaktır.

 

 

Ahmet Oktay’ın Yol Üstündeki Semender adlı şiir kitabı bir kopuş ve vazgeçişi yaşayan, belki de “ben sizin bulunduğunuz yerden razı değilim.” diyerek dünyadan çekilen 12 şair hakkında yazdığı şiirleri içeriyor. Semenderin diğer canlılardan farklı bir özelliği var. O, vücudunun herhangi bir yerinde meydana gelen hasarı onararak eski haline getirebiliyor. Yani kendi kendini onaran bir mekanizması var. Şair, kitaba Yol Üstündeki Semender ismini verirken bu ayrıntıyı gözetmiş olabilir mi, bilmiyorum.

 

Edip Cansever şiirinde “insan yaşadığı yere benzer” diyor. Şairler, yaşadığı yere benzeyemeyenlerin hikayesini anlatır. Balıkların ait oldukları yer, denizdir. Sudan çıkarıldıklarında ellerinde olmayan bir refleks ile acının etkisiyle kendilerini yerden yere atarlar. Şair ise ait olduğu yeri bulamamış ama nereye ait olmadığını bilme kavrayışıyla, denizden çıkarılmış bir balık hareketiyle karada bir o yana bir bu yana çırpınan ve hâlâ canlı kalabilen bir varlıktır. Ama illa yaşadığımız yere benziyorsak sabahın bu vaktinin bulutlarına benzeseydik. Bir ve bütün…

 

 

aslınur altan