Bugün Türkiye’de her şehire bir üniversite; her üniversiteye birer tıp, birer ilahiyat, çeşit çeşit mühendislik fakültesi açmak ne kadar mantıklıdır?


 

Bugün Türkiye’nin bu hale gelmesi böyle 10 yıllık 20 yıllık bir mesele değildir. Ta ki Atatürk’ün vefatı ile birlikte başlar bu sorunların kaynağı. Atatürk’ü anlatmaya gerek yok, tarihten biliyoruz.

Bu meseleyi karşılaştırma ile anlatmak zihnin daha kolay anlamasına ve taşlarının yerine yerleşmesine yardım edecektir. Türkiye’de Amerika’daki gibi bir oluşum yoktur. Bu gibi devletlerde sistem aynı kalır ancak yeni gelen kadrolar innovation(yenilik) yapmak ile yetinir, nitekim şu an Amerika kıta sahasında eğitimin körelmesi, yavaş yavaş o kadroların yanlış reformları uygulamasından kaynaklanır. Türkiye’de ise hastalık yönetime gelen kadronun kendisidir çünkü eğitimsizdir, sistemi bütün olmak suretiyle değiştirir. Bu ise yenilik değildir, sistemin katliamıdır. Her gelen yeni kadro kendi ideolojisini enjekte etme eğilimi gösterir. Kronik bir hastalık olan bu eğilim, kadro bireylerinin kemik yapıdan değil de halkın arasından gelmiş olmasından kaynaklanır. John Major’un 1990 ila 1997 yılları arasında başbakanlık yapmasına kadar, İngiltere bürokrasisi prestijli ve elit çevreye sahip bir üniversiteden gelmeyen adamı başbakan yapmazdı. Aynı gelenek Fransız bürokrasisinde Nicolas Sarkozy’ye kadar geçerliydi. Bu gelenek geç zamanda değişti, çünkü artık Avrupa’nın da eğitim sistemi değişmeye başladı.  Bu ülkelerde parlamento kuvvetlidir, yasama faaliyeti yürüten kadrolar elittir. Bizde yani Türk Parlamentosu’nda karşılık gerekirse, bugün elit diyebileceğimiz bir parlamenter yoktur!

Elit bir üyesi olmayan bir parlamentonun nasıl köklü eğitim reformu yapabilecek bakanı olabilir? Olamaz. Mesela Türkiye tarihinde en önemli Maarif Vekili Mustafa Necati Uğural (d.1894-ö.1929)’dır. Özellikle değinmek isterim ki kendisi hukuk üzerine önemli işler yapmıştır. Bunlardan biri ise 1924 yılında adalet bakanı olduğunda, şeri mahkemeleri kapatmasıdır, bu reformu eğitim çerçevesinde ileride işe yarayacaktır. Cevval, vatan sever bir karakter olan Necati Bey sayesinde bugün eğitimden söz ediyoruz, onun yeri bizde çok ayrıdır, bir başkası tarafından doldurulamaz. Ondan sonra Hasan-Âli Yücel gelir ki aynı zamanda Hasan-Âli Bey, görevini bir  kültür bakanı gibi de icra etmiş ve aynı Mustafa Necati Bey gibi son derece elit bir kişiliktir. Bu efendiler Atatürk devrinde çalışmış; gerek reformları ile gerek çevirileri ile emek vererek bizlere bugünkü eğitim düzeyinin temelini hazırlamışlardır. Ancak bazı kişiler bu temel üzerine betondan sağlam bir bina yapmak yerine, kerpiçten bina dikerek her on yılda bir yıkmak ve yeniden yapmak zorunda kalmışlardır. Bu sorun bu kişilerin hala daha devam eden başarısızlıklarıdır.

 

Hasan-Âli Yücel ekibiyle birlikte köylü çocuklar ile sohbet ediyor

 

Sadede gelmek gerekirse eğer; bugün o şehire bu şehire üniversite açan zihniyet işte bu düzen dışı kalmış dönemde eksik eğitim görmüş zihniyettir. Temeli var olan yapının üzerine beton dikmeyenlerin eğitimini almış kişilerin aciz zihniyetidir. Her şehire oy toplamak için üniversite açmak bizi muhasır medeniyet ülkeleri arasına yatay geçiş ile yükseltmez!  Boşuna milli servet harcamaktır. Derhal yapılacak işlem kapatmaktır, açmamaktır. Elit kurumlara yatırım yapmaktır ki gerekirse bu kurumların kontenjan nüfusunu yükseltmektir. Yeni kadrolar daha önce yapılan yanlışları göz ardı ediyor. Sağlam temel üzerine bir tahta bina, bir kerpiç bina dikiyor. Önümüz açık sayın okuyucular bundan sonra yine aynı sözcükleri sayacağım, çünkü bize bu lazımdır; reform, reform, reform…

 

yusuf turul

 


 

Ayrıca yeni galası yapılmış “Yücel’in Çiçekleri” filmini de izlemenizi tavsiye ederiz.

Film hakkında detaylı bilgi için euronews’in hazırladığı haberi inceleyebilirsiniz. Tıklayınız.