emre
İnsan sosyal bir varlık olduğu ve ancak etkileşimde bulunduğu sürece gelişimini sürdürdüğü için bugün sosyal medya adını verdiğimiz paylaşım kültürünün özünde primitif güdülere dayandığını düşünüyorum.


kaan
1. Sebep olarak, efendim piyasa ekonomisinin bize dayattığı en önemli kazanç aralığı sosyal medyadır. Örnek olarak, Hitler 2.Dünya savaşında yapacağı propagandaları ‘herkesin anlayabileceği saf propaganda olmasını istemiştir’ bundan kaynaklı olarak sosyal medya herkesin ve her yaşta insanın anlayabileceği bir ürün olduğundan en çok satan bir piyasa aracıdır. Böylelikle insanların sosyal medya kullanımını etkilemek ve bunu bağımlı hala getirmek için saf propaganda aracılığıyla psikolojik etkilerde bulundururlar bize karşı. bu yüzden her birimiz sosyal medyada bir karakter oluşturur kendimize ve bunu kendimize bağımlı hale getiririz bu bir bakıma obsesif kompleksidir. böylelikle bizler bir takıntı haline getiririz sosyal medyayı kendimize ve sürekli bu durumu devam ettirmek ve orada bulunma hissiyatı hissederiz. İkinci olarak da efenim, nasıl ateşi harlamak için çevre etkiler aracılığıyla ateşin şiddetini arttırırız aynı durumda sosyal medya ya bağımlılıklarımızı arttırmaları için de bizlere app yani uygulamalar aracılığıyla bizleri bu mecralarda bulunmamızı sağlatıyorlar… böylelikle tıpkı ateşin şiddetinin artması gibi çevresel faktörlerle bizlerde uygulamalar ile sosyal medya ateşini arttırmış bulunmaktayız…


yusuf
Pek çok sebebi var, sırasıyla ele alırsak;

1. Açlığın çok azaldığı, hayatın da çok monotonlaştığı dünyada filister güruhun sürekli can sıkıntısından kurtulmasını sağlanması.

2. Hakikatin önemsizleşmesi benzeri bir etki ile ne yaptığımızın değil, başkalarına ne yaptığımıza inandırdığımızın daha çok önem kazanması ile insanların kendilerini olmadıkları düzeylerde sunma çabası.

3. Devamlı ödül kazanma, mutluluk sağlama isteği.


harun
Sosyal medya varlığımızı hissettiğimiz bir saha yaratıyor diye düşünüyorum. Ornegin Ahmet Arslan’ın adını duyuyorsun ve kendinde ona dair bir şeyler bulabileceğin inancı oluşuyor ve bir tık ile Ahmet Arslan’a ulaşabileceğin bir club bulunuyor. Bir bakıma varoluş ihtiyacımızı karşılıyor. İsteklerimizi tatmin ediyor. Bir de şu yanı var. Diyelim ki çok önemsediğiniz bir insan ile mesajlarınızın tümünün silindiğini düşünün.. Sanki uzak diyarlardan gelen mektuplarınız çöpe atılmış gibi hissetiriyor. Gerçekten üzülüyor insan. Çünkü bu zamanın mektubu işlevini görüyor bazı platform ve programlar. Yani gelişen dünya ile insanın kendini ifade etme biçimi de değişiyor. Bu açıdan sosyal medyada kendimizi tanımlıyoruz diye düşünüyorum.


hakan
Ben bu konuda @yusuf ‘a katiliyorum. Bu nedenle sosyal medyayi bir kontrol mekanizmasi olarak goruyorum daha cok. Bizim yaptigimiz ise dusmani kendi silahi ile vurmak gibi geliyor bana.


emre
@kaan cım bu konudaki bağımlılık üzerine son zamanlarda izlediğim en çarpıcı yapım olan: Black Mirror S5E2’yi tavsiye olarak buraya bırakıyorum.


kaan
sosyal medyayı kullanma sebeplerinden bir tanesi de artık sosyal varlık olmamızdan çok uzaklaşmamız. önceden kitaplarda insanlar için sosyal varlık olarak bahsedilirdi hala bahsediliyor tabiki lakin gelecek kuşaklarda böyle bahsedilemeyeceğimizin şüpheleri var içimde çünkü artık işimizi, alışverişimizi ve eşlerimizi artık sosyal medyadan bulabiliyoruz.
@emre teşekkür ederim efendim ilk zamanda izleyeceğim


emre
@harun kesinlikle katılıyorum reel hayattaki mektuplarımızın sanaldaki mesajlaşmalara dönüşmesi ve onları kaybettikten sonra yaşadığımız hüzün belkide tam olarak aynı. Bu da sosyal medyanın aslında iletişimin şekil değiştirmiş bir formu olduğunu bariz olarak ortaya koyuyor.


yusuf
Sosyal medya aynı zamanda ciddi bir yapay birliktelik etkisi yaratıyor. Yalnız kaldığın zaman, anında seni birileriyle buluşturan bir ortam haline dönüşüyor. Takipçi sayıları, ne kadar çok artarsa o kadar çok “arkadaşa” sahip olduğunu zannediyorsun.


kaan
peki sizce artık bu süren süreç son bulabilir mi? önüne geçilebilir mi? ya da önüne geçmek isteyenler kısaca ‘geri kafalılık’ diye mi sayılacaktır? doğru yolda mı ilerliyoruz?


hakan
lamb of god’in break you isimli sarkisinda gecen Mute in the age of mass communication cumlesi her insan icin gecerli diye dusunuyorum.


harun
@yusuf Üstadım bu noktada da tam olarak sağlıklı kullanma kurumu ortaya çıkıyor. Kişi kendi yaşadığı hayat ile sosyal medyanın arasındaki ayrımı iyi bilecek ve sosyal medyanın bir iletişim aracı olduğunu ve aslında bundan bağımsız bir iç dünyasının olduğu farkindaligiyla kullanacak bu aracı.


hakan
@kaan cim ben herhangi bir sekilde bunun onune gecebilecegimizi dusunmuyorum. Ayrica dogru dediklerimiz cok subjektif seyler. Gunumuzde mutlak gercek diye bir sey yok. Bu konu ile ilgili post truth kavramini incelemeni tavsiye ediyorum. Siz de inceleyin dostlar konumuz ile ilintili.


kaan
@hakan teşekkür ederim hakancım
ilgileneceğim


emre
Bir yandan da sosyal medya bir diğer adıyla yeni medya insanların fikirlerini duyurmaları adına çok önemli fırsatlar sunuyor. Fotoğraf – video, müzik ve yazınsal içeriklerin doğru sunulduğunda ne kadar pozitif etki yaratabileceklerini gösterdiğimizi düşündüğüm için bizim de bu alanda çalışıyor olmamız bu alanın içinde diğer üreticilerin de farkındalık kazanmasını sağlayabilir ve böylece bir grup gencin hareketiyle yola çıkılmış fikirler milyonlarca insanın ülküsü olabilir.


yusuf
@harun , @hakan ‘ın da bahsettiği gibi, ciddi bir mass communication var. Sosyal medyanın etkili kullanımı, flaps gibi oluşumların insanların zihni becerilerini geliştirmesini sağlamasına bağlı diye düşünüyorum. Zihinsel bir uğraş içermeyen boş zaman ölümdür, diri diri gömülmektir; bu söze göre sosyal medyada saatlerini başkalarının fotoğraf, komik video ve medyaları içinde geçiren insanların aslında ölü bir ruh haline sahip olduğunu @emre ‘nin bahsettiği Black Mirror S5E2’de de görebiliriz.


harun
@yusuf Kesinlikle sevgili üstadım. Imzami atarım dediklerine
Peki bir soru da benden gelsin. Baylar size göre sosyal medya insanı iç dünyasından uzaklaştırıp duygusal yapısını yapay bir hâle getiriyor mu?


emre
@hakancım söylediklerine ithafen şu bölümü kaynak olarak park ediyorum buraya:


 

yusuf
@harun güzel bir soru. Bu konuda aklıma gelen ilk örnek şu: birisi kötü bir şey yaptığı veya başkaları bize birinin kötü bir şey yaptığına inandırdığı zaman “linç” kültürü boy gösteriyor. Herkes o kişiye güruh halinde “nefret” kusuyor. Fakat sorun şu ki, linç gösteren insanların normal hayatı, eğlencesi, mutluluğunda bir değişim olmuyor; yalnızca 5 saniyelik bir linç yazısı ile “nefretini” kusmuş ve görevini yerine getirmiş oluyor.


kaan
@harun kesinlikle. sadece yapay hale getirmek ile de kalmıyor duygu ve düşüncelerimizde ki o hassas ahlak kurallarını genişletip bunu bir çağdaşlık modellemesi olarak da piyasaya sunuluyor.


emre
@harun bence yapay haline getiren şey insanların onu nasıl deneyimledikleri. İç dünyasını sosyal medya kanalları ile insanlara paylaşan bir birey zaten amaçladığı gerçekliğe ulaşmış olabilir, bir nevi tercih meselesi de diyebiliriz.


harun
Bu noktada Nietszche’nin şu sözü geliyor aklıma:” Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır.” Sosyal medyanın duygularda yaptığı en büyük tahribat aşırı bütüncül yaklaşıma sevketmesi. Çünkü kişileri birbiriyle aynı fiilleri yapmak zorunda bıraktığı için, o fiileri gerçekleştirenler de herkesi bir tutmaya yakın bir hastalık içine düşüyor


emre
Ben de o zaman bir soru ile tartışmayı harlıyorum: NEDEN sosyal medyada görsel içerikler daha ön planda?


kaan
çünkü her zaman okumaktan mahrum olan bir taplumuz ve her şeyin hemen elde edilebilmesini isitiyoruz. ter dökmek istemiyoruz. çalışmak ve okumak istemiyoruz. bize bu sistemi gösteren insanlar bu özelliklerimizi iyi bildiklerinden her zaman görsel medya ön planda ama kimse o postların altını veyahut yazılı metinleri okumuyor @emre


kubilay
Tartışmayı bölmekten çekinerek, Trainspotting 2 filminde yer alan sosyal medya ve bağımlılıklar tiradını şöyle bırakıyorum. Hoş ve etkileyici bir sahne.


 

emre
Tartışma senin varlığınla şenlendi azizim, ne bölmesi. Güzel bir sahnedir. @kubilay


yusuf
@kaan maalesef “birileri düşünmüş analiz etmiş işte, ben bunu hazır alayım” mantığı. Ken Robinson’un “Okullar yaratıcılığı öldürüyor.” argümanı, “Sosyal medya yaratıcılığı daha fazla öldürüyor.” argümanı ile de ifade edilebilir.


kaan
@yusuf kesinlikle.


emre
kendi sorduğum soruyu aslında aylar öncesinde Gökhan Uğur’a sormuştuk:


@yusuf’un dikkat çektiği hazırcılık kültürü ve @kaan’ın andığı çile çekmeden tüketme hastalığı bence bu medya tipinin verimli kullanılması açısından en kritik noktasıdır.


yusuf
Eklemek istediğiniz herhangi bir şey yoksa, yayını sonlandırıyoruz.


 

Bu yayın 4 Aralık 2019’da, saat 21’den 22’ye kadar Flaps Club Discord sunucusundan gerçekleştirilmiştir.