Bölüm 04

Müzik eğitiminde öğretmen – öğrenci ilişkisinin önemi nedir? Leonard Bernstein ile çalışmak size neler kattı?


 

Öğretmen – öğrenci ilişkisi bence branşa bağlı. Enstrümanda tabii çocuğun formasyon yıllarında çok küçükken başladığı için hem kaslarının hem müzikal kimliğinin, tekniğinin, her şeyin oluştuğu yıllarda ilk enstrüman hocasının doğru kişi olması, doğru kişiye denk gelmiş olması çocuğun; çok çok önemli. Ama benim deneyimimde yine biraz enstrüman öğrenmekten farklı bir şey olduğu için “Orkestra şefi nasıl üretilir”, bu şey gibi “Liderlik öğretilir mi, yoksa lider olunur mu?“. Tabii ki her ikisinin bir karışımı. Bütün bu sorularda hiçbir zaman o veya bu, elma veya armut, siyah veya beyaz değildir. Her zaman ikisinin bir karışımıdır. Benim için de öyle oldu aslında.


Ben hocalardan öğrendiğim kadarını kendim düşe kalka öğrendim.


Ve bazen fena halde düştüğüm zaman da ya “Bunu bana niye kimse öğretmedi, ben sözde şeflikte master yaptım” dedim. Fakat sonra farkında varıyorsunuz ki aslında bazı şeyler kendiniz düşüp kalktığınızda öğrenilebiliyor ancak. Dolayısıyla bir hocanın yapabileceği -mesela şeflik bağlamında dersek- ​ L​eonard Bernstein​ 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden ve orkestra şeflerindendi. Onunla çalışma fırsatım oldu. O çok çok önemli bir ilham kaynağı benim hayatımda. Ama o derste hiçbir zaman “Şunu şöyle yap” demezdi. Bir şey yaptığım zaman “Neden öyle yaptın?” derdi. Neden orada hızlandın? Aman üstadım hızlanmamam mı gerekirdi?

 

 

“Hayır, sadece neden hızlandığını bana söyleyebilmen lazım. Yaptığın şeyin bir nedeni olması lazım veya bir hareketi
orkestranın önünde yaparken yaptığına bak. Bu açık değil, orkestranın kafası karışabilir bunu yaptığın zaman. Yaptığını yani fikrini ileten bir hareket değil orkestraya. Onun üzerine düşün” filan şeklinde sürekli insanın kendini deşmesine zorlayan bir öğretmenlik türü. Ve o da benim çok hoşuma gidiyor aslında. Çünkü şeyi demek çok kolay “Bunu böyle yap” herkes birbirinin kötü bir kopyası olsun, oradan hiçbir şey çıkmıyor. Üstadlardan, büyük ustalardan hepimiz bir şey öğreniyoruz tabi. Benim Londra’daki öğrenciliğim aslında çok şanslı bir döneme denk geldi. Çünkü bugün artık hayatta olmayan bütün büyük ve efsanevi şefler hayattaydı ve hepsinin provasına gidebiliyorduk özgürce, öğrenciler olarak bütün provalarını izliyorduk büyük orkestraların şeflerin. Ve oradan çok şey öğreniyorduk. Evet ama daha çok soru sormayı öğreniyorduk. Çünkü herkes kendi cevabını bulmak zorunda. Tabii ki insanın etkilendiği dönem oluyor fakat sonunda da her orkestra şefi her besteci gibi kendi kimliğini oluşturması gerekiyor. Söyleyecek bir lafı varsa, bir kimlik ortaya koyabilecek bir müzisyense, sonunda kendi bedeni ve kendi felsefi ve manevi dünyasıyla kendi dilini buluyor.


Bu dilin ille çok orijinal olması gerekmiyor. Ama samimi olması gerekiyor, kendi olması gerekiyor.


Bence iyi bir öğretmenin yapması gereken o öğrencinin içindeki cevheri ortaya çıkartmak, onu bulmak, onu tanımak ve o öğrencinin kemancının, o trompetçinin o orkestra şefinin o bestecinin neden sıradan olmayabileceği, olamayabileceği veya içindeki cevherin nasıl yönlendirilirse özel bir şeyi ortaya çıkabileceğini kavraması. Ve onu yapabilen öğretmen bence az, her şeye rağmen.