Bir kırışık surat. Yarık ve kaskatı ellerden tokat. Ne hüzün dersin görsen bu bakışları, ne de umut. Yıllarca umut diyerek kendimizi avuttuk. Ömür geçti gitti, giden anlar hep değerliydi. “Aman canım, bugünün yarını da var.” dedik hüznü de uyuttuk. Şimdi geldi çattı hüzün. Çünkü kalmadı eş, dost, yâr. Ölüme ramak var.

Bir kırışık surat. İskeleti çıkmış, çok cefa çekmiş emektar bir at. “Yük bu denli ağır değildi” der sorsan, sorsan hele anlatır, nedir bir insanla yaşlanmak. Durmaz, gözlerinden akar yaş. Merak ederim hep, duygu sade insanda mı var? Fark ettim ki ha öldü ha ölecek. Samanla mümkün değil ömrü uzatmak, zamanla her canlı ölümü tadacak. Atına adını koyduğu günü hatırladı ve gülümsedi. Çünkü ismi gibiydi at: Fedakâr. Ölüme ramak var.

Bir kırışık surat. Emekle işlenmiş ve neredeyse emeklisi gelmiş, özensizce üste geçirilmiş örgü kazak. Kadife pantolonun dizleri ezilmiş, üst üste çorapla gizlenmiş ayak. Gençliğin süsüdür kıyafet, ihtiyarlayınca bir ceket at omza, birkaç çift çorap, kötü bir pantol ve eskimiş bir kazak. Kalk, aynaya bak. Az doğrulmaya gücün vardır zaar. Ölüme ramak var.

Bir kırışık surat. Ne hayal kaldı ne murat. Her arzu gömüldü alnın çizgilerine de öylece gitti hayat. Kalan miras belki ev, belki toprak, belki de bir ihtimal toruna ad. Bir çerçeveli fotoğraf. Neden sonra bakılacak. Bir süre anımsanacak. Sonra birer birer çoğu hâtıra unutulacak. Çünkü yaşayan için hâfıza, ölenin hâtıralarına dar. Ölüme ramak var.

Bir kırışık surat. Ne çileler çektiyse ömrünce, her birine bir kırışıklık say. En derin acılara en keskin çizikleri at. İhtiyar, şimdi elinden bastonu bırak. Kaskatı ellerini çevir göğe, duaya aç. Çünkü bir nefeste bitti hayat. Türküdeki gibi uzun ince bir yoldu, gide gide sondasın bak. Görüyorum ki gözlerinde hâlâ umut var. Kıymetli bir isim “umut en son terk olunan şeydir.” derdi de haklıymış, ikimiz de çok severdik bu sözü ihtiyar. Ölüm hak, ölüm var.

Geldim baktım, boş yatak. Sordum, yok cevap. Issız evi, loş sokak. Düşündüm “Kaç nefestir hayat?”. İhtiyar yok artık, üstü kat kat toprak. Fedakâr nerede aradım önce, gördüm şaşa kaldım: gözünde yaş, yıkılmış ölmüş at. Sonra acı bir tebessüm ile aklımdan geçti “Her canlı ölümü tadacak.”.

Aynaya baktım bir zaman. Beyazlamış saç, uzamış sakal. Ne garip hayat, karşımda bir kırışık surat…