Çok eski bir zamanda Pers ülkesinde bir vezir “Krala Ölüm” adlı 64 siyah ve kırmızı kareli bir tahta üzerinde oynanan bir oyun oluşturmuş. Oyunda değişik hareketleri ve güçleri olan taşlar bulunmaktaymış ve bu taşların en güçlüsü kral imiş. Oyundaki görev, düşman kralını öldürmekmiş.

Bahsettiğim oyun, hepimizin bildiği satrançtan başka bir şey değil. Kral bu satranç oyununu çok sevmiş ve vezirine, “Dile benden ne dilersen!” demiş. Veziri düşünmüş ve: “Ben tok gözlü bir insanım.

Sadece küçük bir ödül isteyeceğim.”

Ve istediği ödülü söylemiş. Tahtanın üzerindeki kareleri göstermiş ve ilk kare için iki buğday, ikinci

kare için ilk karedekinin iki katı yani dört buğday, üçüncü karede de ikinci karedeki buğday sayısının iki katı kadar buğday… şeklinde giderek son karedeki buğday sayısı kadar buğday istediğini söylemiş.

Kral, “Böyle bir icat için böyle küçük bir ödül verilemez.” diyerek vezire daha iyi ödüller önermiş. Kendisine mücevherler, saraylar teklif etmiş ama vezir kabul etmemiş. Bunun üzerine istediği ödülün

kendisine verilmesine karar verilmiş.

Yetkili kişi, saymaya başlamış: 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, 256, 512….. Ancak 64. kareye gelindiğinde bulunan

sayı o kadar fazlaymış ki, ülkeyi bırakın dünyadaki tahıl üretiminden çok çok fazlaymış: 18 kentilyon

tane buğday! Matematiğin tekrardan katlamalar dünyası, hayatın pek çok yerinde karşımıza şaşırtıcı bir biçimde

çıkmaktadır. Bu yazımda bunları ele alacağım. Mesela ikiye bölünerek çoğalan basit bir bakteriden başlayalım. Oluşan bakteriler çok kısa sürede tekrar ikiye bölünür ve bu durum böyle devam eder. Uygun koşullarda yaklaşık her 15 dakikada bir bu sayı öncekinin iki katına çıkmış olur. Bu saatte 4, günde 96 kez 2’ye katlanma demektir ve

bakteriler çok küçük ve hafif de olsalar, sadece 2 gün sonra Güneş’in ağırlığına ulaşacaklardır!

 

Peki neden hala dünya, bakteriler tarafından istila edilmiş halde değil?

Çok şükür, böyle bir durum asla gerçekleşemez çünkü bu büyüme illa ki bir doğal engele takılır. Ya böcekler besinsiz kalır, ya birbirlerini zehirler ya da bunun gibi olaylar gerçekleşir. Bu doğal engeller olmasaydı, AIDS vakalarının inanılmaz artışı ile dünya üzerindeki herkes ölürdü. Başka bir duruma bakalım şimdi de. Büyük büyük dedenizin, 200 yıl önce bir bankaya %5 faizle 10 dolar yatırdığını düşünelim. Bu para günümüzde 172.925.81 dolar olacaktı… Nüfus patlaması sorunun temelinde bugün ele aldığım katlanarak büyüme vardır. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde doğumlar ve ölümler hemen hemen eşitti ve bu nedenle nüfus değişmiyordu. Buna “durağan durum” deniyor. Fakat bilimsel çalışmalar sonucunda tıp alanındaki gelişmeler, insan ömrünü uzatmaya başladı. Hastalıklara karşı geliştirilen aşılar veya ilaçlar sonucunda, büyük ölümlere sebep olan hastalıklar önlenilmiş oldu. Fakat bu durum, ölüm sayısının gittikçe azalmasına ve dolayısıyla da insan nüfusunun artışına neden oldu. Bu artış ilk başlarda çok düşük bir miktarda olsa da, katlanarak büyüme veya İngiliz din adamı ve nüfus bilimci Malthus’un dediği gibi “geometrik büyüme” sebebiyle zaman geçtikçe bu artış hızlandı.

 

Thomas Malthus

                                                                           

Artık dünya nüfusunun ikiye katlanması sadece yaklaşık 40 yıl gibi bir zaman alıyor. Katlanarak büyüyen bir nüfus, gıda üretimindeki her türlü artışı yetersiz kılacaktır.

 Şu sıralar dünya nüfusu yaklaşık 7.5 milyar kişidir. Bu sayının yaklaşık 40 yıl sonra 15 milyar,    80 yıl sonra 30 milyar ve 120 yıl sonra 60 milyar olması bekleniyor. Bu kadar çok insanı  dünya kaynaklarının doyurabileceğine inanmak oldukça güçtür.

 

Peki bunun çözümü ne? Bunun cevabını sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Herkesin 2 ebeveyni, 4 büyük ebeveyni, 8 büyük büyük ebeveyni vardır ve her kuşakta atalarımızın sayısı 2 katına çıkar. Bir kuşağın 25 yılı kapsadığını düşünürsek 64 kuşak öncesi, yani 1600 yıl öncesinde Hunlar zamanında herkesin 18,5 kentilyon atası olması gereklidir! Hem de bu sayının içinde ikinci dereceden akrabalar bile yoktur!

Fakat bu olasılık dışıdır çünkü o zamanın dünya nüfusu, böyle bir rakamın çok çok altındadır. Demek ki bir şeyi unuttuk. Hesabı yaparken kuşaklar boyu, herkesin atasının farklı kişiler olduğunu varsaysaydık sonuç böyle çıkmazdı. Tabi ki aynı kişi, farklı bağlantılarla pek çok kişinin atası olabilir ve hatta dünyadaki herhangi iki kişinin akraba olduğunu, zamanda yeterince geri gidersek ortaya çıkarabiliriz.

Dünyadaki her insanın, aslında uzaktan da olsa akraba olduğu iddiası buradan gelmektedir. Nükleer parçalanma kavramı Leo Szilard tarafından 1933 yılında ortaya atılmıştı. Szilard, atom çekirdeğindeki muazzam gücün insan müdahalesiyle ortaya çıkarılıp çıkarılamayacağını merak ediyordu. Atom çekirdeğine yüksüz olan nötron fırlatılırsa ne olacaktı?

 

Leo Szilard

 

Bir gün düşüncelerine dalmışken aklına bir fikir geldi. Bir nötron tarafından vuruluğunda 2 nötron fırlatan bir kimyasal elementin teorik olarak var olduğunu keşfetti. İşte tam o anda Szilard’ın aklında katlanarak büyüyen bir zincirleme nükleer tepkime modeli oluştu.

Szilard, böyle bir element bulunursa ortaya çıkan enerjinin kontrollü kullanım durumunda bir kentin 1000 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabileceğini, birden boşaltılırsa ise bir kenti yok edebileceğini hesapladı. Şimdi sıra o elementi bulmaya gelmişti. Szilard Amerika’ya göç etti ve kendisine nötron fırlatıldığında daha fazla nötronla karşılık veren bir elementi aramaya başladı. Ve sonunda  uranyumun iyi bir aday olduğuna karar verdi.

 

Bazen şaşırtıcı, bazen ürkütücü olan sayıların katlanarak büyümesi olgusu yeni bir çağı başlatmıştı.

 


yusuf ikbal aldemir