Gelişim kavramını irdeleyerek soru işaretleri yaratan, sorgulayıcı bir metin.


 

Geçtiğimiz son yüzyıllarda karşımıza “gelişim” adı altında pek çok kavram çıkmıştır. Son yüzyılda ise neredeyse tüm dünya ülkeleri gelişim kavramının üstünde pek fazla durmadan, bu kavramı olduğu gibi kabullenmişlerdir. Ticaret yaygınlaşmış, endüstri verimi artmış, varlık çoğalıp birikimi oluşturmuştur. Bilimsel buluşlar sayesinde insan dünyasının fizyolojisi değişip yeni bir dünya kurulmuştur. Artan varsallık ve bilgi birikimi batı dünyasının başını döndürmüş onu baştanbaşa bir iyimserliğe bürümüştür.

 

Fakat dünyanın bu iyimser hali pek de uzun sürmedi, ufukta kara bulutlar belirdi. Tarihlerinden ve edebiyatlarından uzaklaşan bazı emperyalist güçler soluğu aç gözlülükte aldılar. Ardından I.Dünya Savaşı yerküreyi sardı, küresel buhranlar ve kaoslar mantar gibi türedi ve dünya artık yaşanılamaz bir hal aldı. İki, üç yüzyıl öncenin medeni, insan odaklı dünyası gitmiş ortaya para ve hırs için dönen yeni bir dünya gelmişti. Korkunç bir yoksulluk ortamında bile inanılmaz ama göze batarcasına belirgin üretim artığı oluşturmaktaydı. Dünyanın dengesi altüst olmuş, temelleri sarsılmıştı.

 

Artık gelişim’in gerçekliğine değin kuşkular yaygınlaşmaktadır. Bu kuşkuları çözümlemenin yolu da insanoğlunun varoluştan beri mayasında bulunan haya, saygı ve edeb vs. gibi ölçülerden geçmektedir. Tarihin tekrar tekerrür etmemesi için tarihimize, edebiyatımıza yani kültürümüze sahip çıkmamız mecburidir.

 

Peki, insanlara “Gelişim nedir?” diye sorduğumuzda ne cevap verirler?

 

Hiç kimse eş cevap veremez. Bir kapkaççı düşünelim telefon,elektirik,araba (hele polis kullanıyorsa) onun için gelişmişlik değil bilakis tam tersi olarak kabul eder. Yüzyıl öncenin karanlık sokaklarını özlemle anar. Bu uç örnekten sonra diyebiliriz ki kimse kendi eğilimlerinden vazgeçemez, inkar edemez ve kimse bu soruya istenildiği gibi cevap veremez.

 

 

Bu gelişim kavramı bizim için 17 y.y da karşımıza çıkar.

 

Biz gelişemedik bakın garp nasılda gelişti bizim şarklılar nasılda miskin kediler gibi” vs. bazı kendini bilmezler böyle ithamlarda bulundular. Pekala bu sorular neden bizim karşımıza 15 yy. da çıkmıyor; o zaman da şarklı değil miydik? Bizler yenileşeceğiz diye ilacımızı çok farklı yerlerde aradık, bakın o zaman için (Islahat Fermanı) ülkemize gelen ilk yeniliklerden biri atlı karıncadır. Anlayabiliyor musunuz neden şimdi, bizim gelişimimizin eksik kaldığını.

 

Otoyola baktığımız zaman lüks araçların fazlalığı veya yapılan binaların katsayısının çokluğu ile gelişmişlik ölçülemez.

 

Bir millet tarihine (atalarından edindikleri tecrübelerine) ve dolaylı yoldan edebiyatına sahip çıkarak eşi benzeri bulunmayan bir hazineye sahip olur. Bazı hataları tecrübe etmeye gerek kalmadan öğrenir. Ancak bir milletin gelişmesi yine o milletin tarihiyle, edebiyatıyla, kültürüyle, örfüyle vs. tam anlamıyla tüm uzuvlarıyla birlikte mümkündür. Ne de olsa tek kanatlı kuş uçamaz. Gelişimin ancak o zaman kelime mânâsıyla özdeşleştiğini görürüz ve böyle geliştiğimiz zaman insani değerlere saygılı, diğer ülkelere karşı da atalarımızdan bize miras kaldığı gibi tabiri caizse kol kanat vazifesi görür duruma geliriz.

 

şükrü sarıdere


Kaynakça:

Owl On a Grave, Caspar David Friedrich, 1837

Chocalate Factory, Oleksandr Hnylyzkyj, 2009