İnsan zihninin kör noktaları üzerine ele alınmış, ayna görevi gören bir metin.


 

Hepimiz kendimizi dünyanın nasıl işlediğini bilen, dünyayı olduğu gibi görebilen mantıklı ve rasyonel varlıklar zannederiz. Fakat gerçek böyle değildir. Hayatlarımızı, fikirlerimizi biçimlendirerek ve eylemlerimiz hakkında bir hikaye derleyerek geçiyoruz. En büyük bilim insanlarından en mütevazı işsizlere kadar dünya üzerinde bulunan tüm insanlar farkında olmasa bile ön yargılar ve düşünme şablonlarıyla kuşatılmış durumdadırlar.

 

Bilişsel ön yargılar, sezgiler ve safsatalar. Bunlar bedenimize hizmet eden parçalar olan organlarımız gibi zihinlerimizin birer parçalarıdır. Bilişsel ön yargılar, insanları doğru olmayan sonuçlara götüren öngörülebilir düşünce ve davranış kalıplarıdır. Olumlu bir öz imaja sahip olmak insan zihni açısından çok önemlidir. Bu yüzden insan kendisini harika sanmasını sağlayacak zihinsel mekanizmalar geliştirmiştir. Bu da kötü kararlar ve yanlış kavrayışlara yol açar. Sezgiler, genel sorunları çözmek için kullandığımız kısa yollardır. Beynimizin işlem yapma sürecine hız katarlar fakat bazen çok hızlı düşünmek esas olanı kaçırmamıza neden olur. Mantıksal yanılgılar ise insan zihninde bulunan ve ne kadar sınırlı bilgiye sahip olunduğunun farkına varılamadığı için bütün gerçekleri bilmeden sonuca ulaşılan kanıtlardır.

 

İnsanlar zaman zaman etki altında kaldıklarını ve bunun davranışlarını etkilediğini düşünürler. Fakat gerçekte bilinçaltında şekillenen fikirlerin insanları sürekli olarak dürttüğü konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Geçmişte bir dürtünün davranış ya da düşünceleri algılama biçimini etkilemesine hazırlama denir. Bilinçli bir şekilde fark edilse dahi sinir ağındaki benzer düşünceler zincirini harekete geçirir. Bu durumun farkında olan reklamcılar çıkarları için insan davranışları hazırlamak üzere bilinçdışına saldırırlar. Her ramazan Coca-Cola reklamlarına iyi bakın. Güzel bir sofra. Tüm akrabalar bir masada toplanmış ve Coca-Cola içiyorlar. Ya da alınan bir üründe yemyeşil bir çiftlik resmi bulunması ve üzerinde tamamen doğal ürünlerden üretilmiştir yazması. Reklamlar ve film afişleri. Bunların hepsi birer hazırlamadır ve bilinçdışına yöneliktir.

 

 

Ne zaman kendimize yalan söylediğimizi bildiğimizi sansak da genellikle bizi neyin harekete geçirdiğini bilmeyiz ve kararlarımızı ve duygularımızı açıklamak için hikayeler uydururuz. Tıpkı beynimizin kör noktaları doldurması gibi hafızamızdaki ve akıl yürütmemizdeki boşlukları da dolduruyoruz. Hafıza gerçekten çok ilginç bir olgudur. Yapılan bir deneyde bir grup insana çocuklukları ile alakalı 10 adet fotoğraf gösterilmiştir. Gösterilen fotoğrafların 9 tanesi gerçek iken 1 tanesi sahtedir ve bu sahte fotoğraf hiç gitmedikleri bir yerin fotoğrafıdır. Fakat gerçek fotoğraflardaki olaylar sahte fotoğraftaki yerde geçmektedir. İşin ilginç tarafı grubun %80’i bunu onaylamışlar ve orada çok güzel bir gün geçirdiklerini ifade etmişlerdir. Aslında tamamen yapay olan bir hatırayı hatırlamışlardır. Hafıza dinamiktir ve canlıdır. Eğer bazı detaylar kaybolursa boşlukları hiç olmamış şeyler ile doldurabilir.

 

 

Yeni bir şey öğrenildiğinde  bir zamanlar ne kadar yanıldığımızı ve cahil olduğumuzu düşünmek yerine genellikle geriye dönüp onları zaten bildiğimizi ve inandığımızı varsayarız. “Kaybedeceklerini biliyordum. Aynen bu şekilde olacağını düşünmüştüm. Bunu tahmin etmiştim.” Bu cümlelere hepimiz inanmışızdır ve hepimize tanıdık gelmektedir.Fakat aslında olan şey önceden tahmin edilemeyen olaylar meydana geldiğinde insanların kendilerini budala gibi göstermemek için hatıraları düzenleme eğilimidir. Buna geri dönüş ön yargısı denmektedir.

 

Kriz anlarında insanların paniğe kapılıp harekete geçtiği sanılır fakat insanlar anormal biçimde sakin olur ve her şey normalmiş gibi davranabilirler. Buna normallik ön yargısı denmektedir. Normallik ön yargısı bir kriz anında erteleme ve her şey daha önce öngörüldüğü gibi düzgün biçimde devam edecekmiş gibi davranmaktır. Bu ön yargıyı yenenler başkaları yapmazken harekete geçerler. Davranışlarımızın çoğu endişemizi düşürmeye yöneliktir. her şey güven içinde ve beklenildiğin gibi gelişirken kendimizi güven içinde hissederiz. Normallik ön yargısı her şeyin yolunda olduğuna inanmak suretiyle kendi kendimizi sakinleştirme sürecidir.

 

1977 yılında Tenerife’de gerçekleşen ve 583 kişinin hayatını kaybettiği kazadan sağ kurtulan Paul ve Floy Heck, verdikleri bir röportajda kaza sırasında düzinelerce insanın kendilerinin yanlarından aceleyle geçip giderken ayağa bile kalkmaya yeltenmediklerini ifade ettiler. Hatta uçakta oluşan açıklıktan atlamadan önce kendileri ile seyahat eden arkadaşına baktığında kollarını bağlamış ve gözleri cam gibi olmuş bir şekilde oturmaya devam ettiğini hatırladıklarını belirttiler.

 

Sahip olunan şeyleri diğerlerine tercih edildiğinde onları satın alırken mantıklı hareket edinildiği düşünülür. Fakat aslında olan benlik algısını korumak için geçmiş tercihleri gerekçelendirmektir. İnternette görülen Playstation ile Xbox, Android ile İOS, Samung ile Apple kavgaları buna iyi birer örneklerdir. Hangisinin daha iyi olduğunun önemi yoktur. Biri daha çok seviliyorsa o savunulur ve rakip ürünler aşağılanır. Peki bu ürünleri üreten şirketlerle olan duygusal bağlantılar nasıl oluşur? Sadece tercih ile. Bir şeyi diğerine tercih etmek genellikle bunun neden yapıldığına dair öz saygıyla ilişkili hikayeler üretilmesine yol açar. Markalaşma yaratma, insana belli ürünlerle uyumlu hale gelerek olmak istenilen insan olma fırsatı verir.

 

Bir marka kendi reklamında ürününün ne kadar iyi olduğunda ziyade kimlerin o ürünü tercih ettiğine odaklanır. Bu düşünce insana o ürünü alırsa o insanlar gibi olacağı hissiyatını aşılar. Ve bir insanda marka sadakati varsa bu insan kendi tercih ettiği markanın olumlu yönlerini görerek ve alternatif ürünlerin hatalarını bularak kendini rahatlatır. Bu yüzden bir sonraki alışverişte bir ürünü tercih ederken duraksayın. Çünkü başkalarının düşüncelerini değiştirmeye değil kendi düşüncenize destek çıkmaya çalışıyorsunuz.   

 

Bu ve daha pek çok örnekte görüldüğü üzere aslında o kadar da akıllı değiliz. Hepimiz diğer herkes gibi kendimizi kandırıyoruz. Aslında kendimizi kandırmak da insan olmanın bir parçası değil mi?

 


McRaney, David, You Are Not So Smart, 2011

Folman, Ari, Waltz With Bashir, 2008