Ter içinde uyandı dağılmış saçlarıyla. Birden doğrulup gözlüğüne uzandı. Kalın kemik çerçevelerin arasından duvar saatine baktı. Küfürler homurdanarak çıktı yatağından. Elektronik çaydanlığın düğmesini hunharca kökledi. Bir fincana kahve boca etti ve tuvalete girdi. Gözlüklerine, musluğa, havluya, suya, sabuna… küfürler serpiştirdi.

 

Çıktı tuvaletten üzerinde çok rahat ettiği ve üzerinde yıllarını geçirdiği sandalyesine oturdu. Kemikli elleriyle bir sigara sardı. Kalktı ve tezgaha yürüdü. Kahvesini hazırladı. Amerikan mutfaktı mutfağı. Bayıldığından değildi ama memnundu düzeninden. Buna da düzen denilirse. Sağa sola savrulmuş dergiler, kağıtlar, çamaşırlar… Tüm gününü küfür kıyamet burada geçirirdi. Son birkaç aydır nadiren dışarı çıkıyordu. Gelip gideni de hayli azalmıştı. Zaten çok da iyi ağırladığı söylenemezdi.

 

Kahvesinin ilk yudumu eşliğinde sigarasından çektiği ilk nefese meftundu. O dağınıklığın arasında intizam abidesi gibi dimdik duran bir rafa doğru yürüdü. Baştan aşağı özenle sıralanmış plaklardan birini aldı. Nazikçe yerleştirdi ve tek bir notayı bile kaçırmak istemediğinden cızırtılar başladığında koşar adım sandalyesine yöneldi. İkindi güneşi mükemmel vuruyordu içeriye. Pencereden girip duvara kadar uzanan güneş ışınlarına yoğun dumanı dağıttı. İkindileri çok severdi. Şu sıralar Fairuz dinliyordu. Arap müziğinin bu ipek sesi,  ağlayan kemanlar eşliğinde yankıyordu kirli duvarlarda.

 

Sigarasını küllüğe bıraktı ve eleştirisini yazmak için bir kurşun kalemi masanın bir ucunda giyotin gibi iştahla bekleyen kalem tıraşa götürdü. Ve saman kağıda kurşun kalem dokundu.

 

“Habbaytak bissayf”

 

Limanda yaz kış sevgilisini bekleyen aşık bir kızın hüzün veren öyküsünü dinlerken bir taraftan da yazıyordu. Nihayet bitirdi. Arapça’nın ahengi içinde sigarasını söndürüp son nefesini tavana savururken elini kahvesine götürdü. Bu yazıyı yazmak için günlerce aynı kadını dinlemesi gerekmişti. Yazıyı katlayıp masanın üzerine koydu, kalktı, odasına gitti.

 

Oda loş ve havasızdı. Duvarda Till Lindeman imzalı bir Rammstein posteri, sağda solda orijinal albümler, -endüstriyel metalden Türk sanat müziğine kadar hepsini görebilirdiniz.- kirli temiz çamaşırlar, salondakinden daha eski tarihli dergiler, ve bütün bunların altında üzerine basana yalvaran gözlerle bakan İran halısı…

 

Halının görünen yerlerine ayağının ucuyla basarak kıyafet dolabını açtı. Yine salaş giyindi. Çantasına birkaç dergi sokuşturdu. Tütün tabakasını, külüstür cep telefonunu, ve eskimiş MP3’ünü aldı. Salondaki yazısını da itina ile çantasına koyduktan sonra evden çıktı. Kapıyı kapattığı anda evde kalan anahtarına da bir küfür savurduktan sonra merdivenleri hızla indi. Bej rengi üstü açık eski model Mercedes’ine bindi. Gün batıyordu. Arabanın kapısını kapattıktan sonra bir süre bekledi. Sıradan bir insan için baya uzun sayılabilecek bu bekleyişte gözünü boşluğa dikti. Birden kafasını kaldırıp dikiz aynasında asılı duran oyuncak ayıya gözlerini dikti, konuşmaya başladı.

 

-Hayatım çok boktan be Aziz…

 

Bu cümle ağzından bir inleme gibi çıkmıştı.

 

-Hiç görme yukarının halini. Derleyen toplayan yok tabii. Tamam! Hiç olmadı aslında ama gönlümüzü dağıttılar be Aziz!

Şevkimizi kırdılar. İncittiler!

 

-Sen de benle konuşsan ya Aziz!

 

Gözleri hala ayıdaydı… Gözlerinde yavaş yavaş bulutlanan damlacıklar, küçücük umut ışıklarını örtüyordu. Oyuncak ayı, nam-ı diğer Aziz, bir süre her zaman yaptığını yaptı, hiç kıpırdamadı. Ardından kısacık bir an içinde önce arabanın tavanına ardından ön camına çarptı. Bu esnada kahramanımız Nafiz de kafasını direksiyona çarpmaktan son anda kurtulmuştu.

 

Arabanın arkasından gelen iç parçalayıcı metalik bir gürültü… Ve takip eden ölüm sessizliği…

 

Nafiz bu tarz aksiyonlara hiç alışık değildi. Korka korka kafasını arkaya çevirdi. Ön tarafından markası ve modeli kestirilemeyecek kadar hasar almış büyük ihtimalle çok da pahalı olmadığı anlaşılan kırmızı bir araba, arabanın içinde direksiyona dayanmış alnından incecik bir kan pınarı sızan, gece karası gözleriyle Elif vardı…

 

…Birinci bölüm sonu… 

Bölüm 2 – Papatyanın Uykusu için tıklayın.