Merhaba sevgili öğrencim;

 

Lise yıllarımdan beri dersine girmeyi hayal ettiğim, yüzünü hiç görmediğim, gencecik, pırıl pırıl öğrencim. Şimdi bu güzel ülkenin hangi şehrinde, kim bilir hangi köyündesin?..

Ben hâlâ babamın evinde, senin ve arkadaşlarının hasretiyle doluyum. Derslerin umarım iyidir. Benimkileri sorarsan fena sayılmaz. Öğretmen olmamız için; daha doğrusu memur olabilmemiz için gereken derslerim gayet iyi. Her gün deneme çözüyorum. İnşallah senin de çözdüğün denemelerde doğrularını götürecek yanlışların yoktur.

Atanmayı bekliyorum. Her sabah belirli internet sitelerine bakıyorum bunun için. İşsizlik canıma yetti. Ülkeme katma değer yaratmak için canımı dişime taktığım yıllar hiçbir işe yaramadı, öyle ki babamın market alışverişinin sırf katma değer vergisini ödeyecek gelirim yok.

Bu üzücü havadislerle canını sıkmak istemem. Bu sabah uyandığımda gördüğüm rüyanın etkisinden olacak, öğretmen marşını söylüyordum. Rüya demişken, rüyamda bir 16 Mart’ta öğretmen marşı söylüyordum. Lisedeydim. Öyle sıradan, amiyane tabirle “düz” lise de değil; öğretmen lisesiydi bizimkisi. 16 Mart da kuruluş yıl dönümüdür öğretmen okullarının. Bir gün öğretmen olacaksan, bil istedim.

Gerçi şimdi hepsini kapatmışlar öğretmen liselerinin. Olsun! Nasıl ki “Okul sadece etrafı dört duvarla çevrili bir bina değildir! Öğrenmek isteyen için, talep eden için, talebe için her yerdir…” İşte öğretmen lisesi de bir vatandaşın öğretmen olması için şart değil bana sorarsan. Ki bana sorsan ne çıkar, büyüklerimiz kapatmayı uygun bulmuşlar, kapatmışlar… Aynı büyüklerimiz beni öğretmenlik mesleğine yeterli de görmemişler. Olsun… Eminim ki daha iyi meslektaşlarım giriyordur derslerine.

Ümit kesmek yok genç arkadaşım!

Bir öğretmen önce ümidi öğretmeli öğrencisine!

İşsizlik… Onun yarattığı parasızlık ve o parasızlığın yarattığı umutsuzluk korkutuyor beni. Hah! Ne de komik oldu biraz önce ümitten bahseden adamın ümitsizlikten dem vurması. Beni asıl yıkan işte bu korku sevgili öğrencim. Sana örnek olamamak.

Rüyama döneyim. Lise zamanımda öğretmenlik stajı yaptığım ilköğretim okulunda, ağzımda öğretmen marşıyla yürüyordum. İnanır mısın, bir tane öğrencim yoktu. Bomboş koridorlarda yürürken; belki de korkumu bastırmak için sesimi yükselterek okudum marşımızı:

 

“Alnımızda bilgilerden bir çelenk

Nura doğru can atan Türk genciyiz

Yeryüzünde yoktur olmaz Türk’e denk

Korku bilmez soyumuz!”

 

Korku bilmez ya… Bu çağın korkusunu nereden bilsinler ki? Parasızlık korkusunu. Umarım bu korkuyu sen hiç tatmazsın.

Bir gün atanmaktan ümidimi kesmiş değilim bu arada. Lakin çalışmamak beni çok yordu. Evet canım öğrencim, bazen çalışmamak da insanı yoruyor. Lakin bir iş buluverdim kendime!

Bir arkadaşım korku evi açmış. Kaç zamandır ona korkularımdan bahseder dururum. Sonunda bana uygun bir iş gelip buldu beni. İnsanları korkutacağım. Şakasına ama. Bir de maskem var. Nasıl korkunç bir görsen… Gerçi daha yüzümü bile göremedin ama… Olsun! Olsun benim içi ümit dolu, korkusuz öğrencim. Bir gün dersine gireceğim elbet, dokunacağım hayatına. O gün geldiğinde, maskesiz olacağım elbet ve gülümseyeceğim tertemiz yüzüne.

 

Haftada bir mektup yazacağım sana, sen cevap yazmasan da…

 

Sevgiyle…

Henüz atanmamış öğretmenin.

 


 

Birinci Bölümün Sonu. Haftaya yeni bölüm sizlerle. –