Kelimeler ve anlamlar üzerine kaleme alınmış, bir edebiyat tarihi metni.


 

Aslında bu konuyu daha iyi bir perspektiften değerlendirmek için günümüzde anlamların içinin boşalmasını irdeleyebiliriz. Umberto Eco’nun Gülün Adı isimli eseri yayınlanıp büyük bir başarı yakaladıktan sonra birçok söyleşide ve röportajda kendisine hep aynı soru sorulmuştur. Kitabın ismi ne manaya geliyor? Eco bu soruya hiçbir zaman cevap vermemiş olsa da elbette kitabı gerçekten okuyan bireyler için bu soruyu yanıtlamak pek zor olmasa gerek. Eco’nun açık yapıt -opera aperta- düşüncesine göre bir eser her okuyucuda farklı imgeler yaratabilmeli ve kesin çizgileri olmadan, herkesin düşünce dünyasında aynı renkler ile farklı resimler çizebilmelidir. Bu renkleri bize yazar sağlar fakat tuval bizim zihnimiz olduğu için elbette ressam da yazar değil okuyucudur. Bu nedenle kitabın adı, gülün adıdır. Gül nedir? Bir gül bir güldür. Eco, bu cümleye gönderme yaparak post-modern edebiyatın temel taşlarından birisi olan kesin anlamlardan kopuşu ve belirsizliği vurgulamak istemiştir. Elbette bu sadece eserin isminin teknik boyutudur. Bu cümle edebi olarak her okuyucu için farklı anlamlar içerir. En azından Eco bunu amaçlamıştır.

 

a rose, Ian Voigts

 

Eco’nun düşüncesine göre anlamlarının içinin boşaltılması okuma keyfi ve yazarlık açısından yararlı olsa da Stein’ın düşüncesi ile çelişmektedir. Bir şey günümüzde ne ise o değildir çünkü bir şeyin tam olarak ne olduğuna karar vermek imkansızdır. Sonuçta Stein modern, Eco ise post-modern bir yazardır. Düşüncelerin bu denli hızlı evrimleşmesi edebiyat dünyasında çok doğal ve olağandır. Eco kelimelerin ve cümlelerin genel geçer anlamlarının kaybolduğunu ve anlamların içinin boşaldığını ifade etmek için şu örneği verir:

 

“Günümüzde, partnerine ne kadar büyük bir tutku duysa da kimse sadece seni seviyorum demek istemez. Bu cümle artık eski zamanlarda olduğu kadar kutsal ve etkileyici değildir. O yüksek tutkuyu, popüler kültürde fazla kez kullanılarak tüketilmesinden ötürü yansıtamaz. Bunu söyleyen taraf da duyan taraf da bu cümlenin içinin boşaldığının farkında olduğu için seni Shakespeare’in sonelerindeki gibi seviyorum demeyi tercih eder.”

 

Peki gül kelimesini duyduğumuzda, düşündüğümüzde veya okuduğumuzda sizin aklınızda ne canlanıyor? Aklınızda aşk, sevgi ve şefkat gibi imgeler doğuyorsa siz de antik batı düşüncesi tarafından kandırıldınız demektir. Antik Yunan tarihini incelediğimiz zaman gülün tedavi edici özelliklerinden dolayı ona birçok anlam yüklenmiş ve çiçeklerin kraliçesi olarak adlandırılmıştır. Romalılar ise güzelliğinden ve zor yetiştirilmesinden ötürü gülü sevgi ve duygusallık ile bağdaştırmışlardır.

 

Elbette günümüzde bir buket gül hala değerli bir hediye olarak görülse de herhangi bir çiçekçiden alınabilmesinden ötürü antik zamanlarda olduğu kadar değeri kalmamıştır. Bir gül bu açıdan da bir gül değildir. Bu noktada Stein haklıdır. Bir gül bir güldür. Aşkı veya sevgiyi temsil etmez. Büyük bir topluluğun bir kelimeye veya imgeye atıfta bulunması onun anlamsal kaderini belirleyemez.

 

language, Hanne Jatho

 

Hepimiz Amerikan Bayrağı’nın birçok iç çamaşırı için desen olarak kullanıldığını görmüşüzdür. Şimdi bir de bunu Türk Bayrağı için yapmayı denediğimizi düşünelim. Kültür farklılığı ve bayrağın anlamına olan atıflardan dolayı Türk Bayrağı, cinsel bölgeyi kapatan bir tekstil ürünü olarak kullanılamaz. Şehitlerin kanının rengini ve İslami figürleri taşıyan bir bayrağın bu noktada kullanılmak istenmemesi elbette gayet doğal ve anlaşılabilir bir durumdur.

 

Naked Violence, Siobhan O’Connor

 

Dünya üzerinde güttüğü politikalar ve çıkarları ne kadar acımasız olsa da dedesi Vietnam Savaşı’nda ölmüş bir Amerikan vatandaşının ülkesinin bayrağını iç çamaşırları üzerinde görmesi ona ne hissettirir? Popüler kültürde bu kadar çok kullanılması ülkenin bayrağının anlamının içini kesinlikle boşaltmıştır. 244 yıllık bir ülkenin bayrağının anlamını bu denli hızlı şekilde yok edebilen popüler kültürün bir de daha basit kavramlar üzerinde yaratabileceği tahribatı düşünelim.

 

İmgeler çağında yaşamamız nedeni ile her şey çok çabuk değişmekte ve anlamlar her bireyin kafasında sürekli olarak yeniden oluşmakta, yenilenmektedir. Roland Barthes, Çağdaş Söylenler (Mythologies) isimli eserinde çağın durumunu şu şekilde özetlemiştir.

 

“Geçmişte tanrılar ve epik destanlar tarafından yaratılan kültürel etkiyi, bugün çamaşır deterjanı reklamları ve çizgi roman karakterleri yaratmaktadır.”

 

Bu nedenle bir gülün günümüzde hala bir gül olup olmadığını sorgulamak herhangi kesin bir sonuca ulaşmadan, sorgulama sürecinde birçok yeni imge ve kavramın farkına varmamızı sağlamaktadır. Ortaya çıkan bu imge ve kavramları da herhangi bir kesin sonuca ulaştıramayacağımızdan ötürü bir gülün hala bir gül olup olmadığını kesin olarak söylemek tüm bu yazdıklarımız ile çelişir.

 

Belirsizlik ve anlamsal sonsuzluk yaşadığımız çağın, düşünce bağlamında hem laneti hem de kurtarıcısıdır. Bizi, sanatsal bağlamda bucaksız dünyalara sürükleyebileceği gibi günlük hayatımızda karşılaştığımız varoluşsal sorunları ve anlam kargaşalarını sonuca ulaştıramayacağından bucaksız bir hiçliğe de sürükleyebilir.

 

Alarming Anosmia, Eric Belanger

 

Başta bahsettiğimiz üzere Stein’a göre bir şey ne ise odur. Peki bir şey nedir? Gül nedir? İnsan için onun adına ekonomik güçler ve kapital düzen tarafından yaratılan anlamları takip eden bir eşek-havuç senaryosunda kısılıp kalmak mı yoksa Platon’un mağara alegorisinde yanan ateşe dönüp bakmak mı daha sağlıklıdır?

 

O ateş bucaksız bir anlamsızlığın ve belirsizliğin kapılarını arayalayacak ise insan zaten kısılıp kalmamış mıdır? Hem de hiçliğin tam ortasında.