Dijital dünyaların arasında kalarak sonlanmış, gerçek bir hikaye.


 

Güzel, başarılı ve yetenekli. Neredeyse her genç kızın bir gün gerçekleştirmeyi umduğu şeylerin özeti. Aynı zamanda mükemmeliyetçi, derin bir düşünür. Lakin dünyaya sunduğu görüntünün farkında olan, bu görüntü nedeniyle insanların üstünkörü olarak onu nasıl okuduğu ve hayatını nasıl sandıkları ile mücadele eden biri. Madison Holleran. Intagram hesabına kısaca bir göz atmanız halinde hayat onun için neredeyse mükemmeldi. Annesi onun hesabında dolanırken onun bir fotoğrafını gördüğünü ve “Madison, bu partide çok mutlu görünüyorsun” dediğini hatırlıyor. Ve “Anne, o sadece bir fotoğraf ” cevabını da.

 

 

Yemek masasındasınız, ya da bir toplantıda, ya da bir maçta. Sınıfta, yatakta ve hatta banyoda. Ve telefondasınız. Konuşuyor olabilirsiniz ama büyük ihtimalle mesajlaşıyor, bir şeyler paylaşıyor, tweet atıyor, unfollow ediyor, sörf yapıyor veya dijital hayatın metaforlarından  biri olarak bulunduğunuz sayfayı “yeniliyorsunuz“. Sanki hayatın bayatlığı her yeni veya yenilenmiş ekranda yıkanıp temizlenebilir gibi.

 

Herkes sosyal medyada yaşamının düzenlenmiş ve işlenmiş biçimini sunuyor. İdeal bir yaşamdan ideal bir ben çıkarılıyor ve bu anlar diğer insanlar ile paylaşılıyor. Aslında iletişim var olduğundan beri, mektuplaşırken de veya telefon ile konuşurken de, karşı tarafa inşa etmek istediğimiz ben ile ilgili ayrıntıları paylaşırdık. Sosyal medya ile birlikte tek bir şey değişti; birbirimizin düzenlenmiş hayatlarından tükettiğimiz miktar.

 

Zahmetsizce mükemmel görünme kültürü. Bu kültür, sosyal medya çağında dışarıdan gelen beğenilme ve doğrulanmayı en üst seviyeye çıkarmak için resimleri ve sosyal medya hikayelerini filtreleme ile ortaya çıkmıştır. “İyi şeyleri paylaştığımız merceklerden bakarak dünyamızı incelemeye ve seyretmeye başladık.’ ‘diyor Kate Fagan. ”Ama günlük hayatımızı başkasının parlak anları ile karşılaştırmak oldukça tehlikeli ”.

 

Madison’ın fotoğrafları sık sık bölgenin yerel gazetesinde çıkardı. Genç yetenek ya atletizmde bir başarı daha kazanmış olurdu ya da futbolda birçok gol atmış. Fakat üniversiteye başladığında her şey değişmiş gibiydi. Onu mutlu hissettiren aktiviteler artık ona zevk vermiyordu. Daha önce her şeyini anlayan arkadaşları onu anlamıyordu. Üniversite okumak için gittiği şehirde nefes alamıyordu.

 

 

Mutluluğun bir seçim, depresyonun bir zayıflık olduğu efsanesi hala mevcuttur. Bu durum, maskeli depresyon veya gülümseyen depresyon olarak adlandırılan depresyon türüne sahip insanların sayısında oldukça yüksek bir artışa sebep olmaktadır. Bu depresyonun en belirgin özelliği üzüntüdür. Yüzdeki gülümseme kişinin gerçek duygularını saklamak için oluşturduğu bir savunma mekanizmasıdır. Adeta bir tiyatro oyununda takılan maske gibi. Depresyona sahip kişiler dış dünyaya yaşadıkları sorun veya sorunlarla ilgli en ufak bir ipucu vermezler.  Bu kişilerin görünürde mutlu bir hayatları, ilgilendikleri hobileri ya da başarılı bir iş yaşamları olabilir. Gerçekte ise durum hiç de göründüğü gibi değildir.

 

Yaşadığımız bu sosyal medya çağının sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise ”Fear of Missing Out (FOMO)” olarak adlandırılan gelişmeleri kaçırma korkusu. Söz konusu olayların, nesnenin ya da durumun yokluğunda meydana gelebilecek ihtimalleri düşünerek geri kalmışlık hissinin oluşturduğu psikolojik endişe durumu şeklinde tanımlanmaktadır. Ayrıca sosyal etkileşim, yeni bir deneyim veya tatmin edici fırsatları kaçırma korkusu olarak da tanımlanabilir. Başka bir deyişle zamanın nasıl harcanacağına dair yanlış bir karar vermenin korkusunu kalıcılaştırmaktır. Bu sosyal kaygı, başkalarının ne yaptığı ile sürekli bağlantıda kalma ve haberdar olma arzusu ile nitelenir.

 

Araştırmalara göre internet kullanıcıları sosyal ağ ve mesajlaşma platformlarında günde ortalama 2 saat 22 dakika harcıyorlar. Bu rakam 16-24 yaş aralığındaki kişilerde 3 saat  1 dakikaya kadar çıkabiliyor.

 

 

Bu sürekli bağlantı dünyası ve sözde sağladığı iletişim, temel bir şeyi yok ediyor: açık uçlu bir konuşma. Sherry Turkle uyarıyor: ”Teknolojilerimiz tarafından susturuluyoruz. Ve bu sessizlik başkalarıyla iletişim kurma yeteneğimizin de ortadan kalkması anlamına geliyor. Sohbetten bir uçuşa yönelmeliyiz. Öyle bir uçuş ki kendini yansıtma, empati ve mentorluktan oluşan“.

 

Ama Madison bunu bulma niyetinde değildi. Aslında o, tam o anda, ailesi için bir otopark tepesinde bırakacağı eşyaları alıyordu. Babası için Godiva çikolataları. Annesi için iki adet kolye. Büyükbaba ve büyükannesi için evlerinde sürekli bulunan zencefilli kurabiyeler. İki hafta önce doğmuş olan yeğeni için kıyafetler. Ve kendini tenis raketi tutan genç bir kız olarak gösteren bir resim. Tepeye ulaştığında eşyaları bıraktı. Kim bilir kaç dakika sonra da kendini boşluğa bıraktı.

 

O, sadece 19 yaşındaydı.

 

 


 

Kaynakça: 

ESPN, May 7, 2015, Instagram Account of University of Pennsylvania Runner  Showed Only Part of Story

The Washington Post, August 11, 2017, “I Am Not Right” – The Turmoil And Death of A College Athlete Who Seemed To Have It All

The Washington Post, October 1, 2015, The Book That Will Have Everyone Talking About How We Never Talk Anymore

The Guardian, April 17, 2011, Never Heard of Fomo? You’re So Missing Out

Digital Information World, January 4, 2019, How Much Time Do People Spend Social Media?

Socrates Dergi, 2015, Fotoğrafın Diğer Yüzü