“Bu güzellikte hiç bu çağında
Yakışır mıydı boynuna o kefen?

– Namık Kemal

Gelin biraz daha fikir mütalaası yapalım. “Daha önce çok mu yaptık ki?” diyeceksiniz elbet. Bilen bilir bizleri. Bir masa kurduk mu eşli, dostlu, muhabbetli; işte o zaman hem şeniz hem dertli. Çünkü omuzlarımızda geçmişten miras bir yük vardır. Övüncümüz bir miras. O nedenle, kendimce söylüyorum, bizim meselemiz ufuk meselesi. Buna bağlı olarak fikir müessesesi her kadim toplumda olduğu gibi bizim içinde bir hayli kıymetli. Ve sadığızdır düşündüklerimize. Düşünmediğimizi söylemek hayâdır bizlere. Hem dil döner mi hiç konjonktüre göre? Hâşâ. Çünkü güveniriz, çünkü inanırız, çünkü zaten hep çok düşündük yanlışı ve doğruyu. Tutunacak bir dal aradık bazen, halbûki bir ağacın gövdesiydik belki de. Kimi romanda başkahramandık, kimi şiirde atsız kalandık. Bazen bundan güç aldık. Bilmem ki ne kadar güçlüydük veyahut ne kadar güçlü kaldık… Ama biz hep var olandık. Yazdık, yazıldık; kırdık belki ama çok zaman kırıldık. Kırıldık elbet ama tükenmedik. Hücrelere dar gelecek ufukları hayal ettik ve daha çok inandık. Hep aynı şuurla hep aynı şiârla…

Mesele fikir mütalaası elbet ama hislidir; bundan sebep kuvvetlidir fikirlerimiz. Dağlandı yüreğimiz, taşlandı düşlerimiz ama umutlarımız için yılmadan azimle attı kalbimiz. Şimdi birkaç kelâm etmeden edemeyiz bu his meselesi için. Dikkatle dinleyin.

Hiç dikkat ettiniz mi? “Vey” kenarında at binen kadının gözleri nasıl bakıyorsa ötelere, öyle bakar “Aybüke”. En çok da derin bakışlar gerek bize. O nedenle hep şen ol Aybüke…

Bir “serap” gördüm İstanbul’da boğaza bakarken. Öyle “eserler” vardı ki, hülyalardan kendimi alamadım. Saraylara, kulelere takıldı aklım ve sordum kendime “Acaba dünya gözüyle daha ne kadar bakarım?”. Gözlerime bulut çöktü de bir anda “Fırat” gibi çağladı göz yaşlarım… Ne Dicle ne Nil ne Tuna, tıpkı Fırat benim her göz yaşım…

Çırpınır, çırpınır, çırpınır Karadeniz… Meydanlarda Alplerimiz, gönüllerimizde “erenlerimiz” ve her biri için söylenen “iyi ki”lerimiz.

İyi ki söylenen türkülerimiz, şiirlerimiz; iyi ki düşleyenimiz, düşünenimiz; iyi ki hatırından silmeyenimiz ve iyi ki unutulamayacaklarımız var. İyi ki dediğimiz her bir şeyde bir o kadarda keşkelerimiz var. Hem iyi ki dediklerimizi yaşatabilmek için hem keşke dediklerimizi bir daha yaşamamak için daha çok fikir mütalaası yapmalıyız. Elbet yine hisli olacak diyeceklerimiz. Çünkü soğuk ve donuk değil, sıcak ve samimi inandıklarımız. İşte bu samimiyetle ifade ediyorum ki namertçe değil insanca, korkarak değil gözü karacasına, dönecek gibi değil hiç gelmeyecek gibi; velhasıl eğilmezcesine, yılmazcasına, yıkılmazcasına göz diktik ufuklara. Ya ufka biz varacağız, ya ufuk biz olacağız.

 

hacı hasan acar