Listeyi Goodreads’te görmek için tıklayın.


Dünya tarihinde kara lekeler olarak kalan ve anlamsızlığını hiç yitirmeyen savaşları bir nebze de olsa anlamlandırmak ve farkındalık yaratmak amacı ile yazılan edebi eserler belki de savaşlardan doğan tek değerli unsurlardır. Birçok afet ve tarihi depremler atlatan yorgun Dünya’mıza yön veren, yeni akımların çıkmasına sebep olan, inanışları ve bakış açılarını değiştiren savaşların; komutanlarını ve emir verenlerini değil de karakterlerini ve halkların acılarını konu alan 6 edebi eseri muhakkak incelemeniz için sizinle paylaşıyorum.

 

1. For Whom The Bell Tolls | Çanlar Kimin İçin Çalıyor – Ernest Hemingway, 1940

Bir gazeteci olan Hemingway, 1937 yılında İspanya İç Savaşını haber yapmak adına North American Newspaper Alliance tarafından İspanya’ya gönderilmiştir. Burada yaşadığı deneyimleri, insanların çektiği acıları ve Amerika’nın çok da alışık olmadığı “gerilla savaşı” kavramını irdeleyen Hemingway, romanın ana karakteri Robert Jordan’ın savaştaki hikayesini konu alan bu kült eseri her kitap severin okuması gereken nitelikte, tarihi bir öğreticilik de taşıyan değerli bir metin olarak bizlere sunar. Eserde modern insanın durumu, iktidar ile birey çatışması ve aşk kavramı Hemingway’in harikulade dili ile yorumlanmış ve sentezlenmiştir.


 

2. Catch 22 | Madde 22 Joseph Heller, 1961

II. Dünya Savaşı’nda Amerikan Hava Kuvvetleri’nde bombardıman uçağı pilotu olarak görev yapan Heller, romanında savaşın saçmalığını ordu içerisindeki hiyerarşiden ve mantıksızlıktan yola çıkara absürd bir şekilde bizlere sunar. Madde (Catch) 22 kavramı Amerikan popüler kültüründe bu roman sayesinde çıkmaz ve paradoks manasına gelecek şekilde kullanılmaya başlanmış ve Amerikan İngilizcesi’nde yerini edinmiştir. Madde 22 romanda, savaş pilotu askerlerin uçuşlarını tamamlayıp terhis edilmeleri için tamamlamaları gereken uçuş sayısını belirtir fakat saçmalık da burada başlar. Böyle acımasız bir savaşta uçuşa çıkmak isteyen bir pilotun akli dengesinin yerinde olmadığı düşünülerek uçuş yapmasına izin verilmez veya gerekli uçuş sayısı sürekli artar fakat uçuş yapamadıkça Yossarian ve arkadaşları terhis olamazlar. Savaşa ve askerliğe absürd bir bakış açısı ile yaklaşan Heller’in postmodern romanı, kara mizahın kült örneklerinden biri olmuş ve yayımlandığı tarihten itibaren unutulmayacak savaş romanları arasında yerini almıştır.


 

3. Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1935

I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak görev alan Ahmet Celal’in hikayesini anlatan Yakup Kadri’nin ölümsüz eseri, Kurtuluş Savaşı dönemine de sosyo-psikolojik açıdan bir ışık tutar. Savaştan tek kolunu kaybederek dönen Ahmet Celal’in cahil ve geri kalmış Porsuk Çayı’nın yakınlarındaki bir köye yerleştikten sonra halka gerçekleri anlatma çabasını konu alan eser, realist bir bakış açısı ile yazılmıştır. İngiliz Ordusu’nun İstanbul’u işgali ile başlayan hikaye, köyün Yunan Ordusu tarafından işgal edilmesi ile devam eder ve Sakarya Savaşı’nın arifesinde düşman ordularının çekilmesi ile son bulur. Gerçekleri anlattığı için köy halkı tarafından “yaban” olarak nitelendirilen eski bir askerin bunalım sürecini harikulade bir şekilde işleyen eser, Anadolu topraklarında hala süregelen aydın-halk çatışmasının köklerini anlamak adına tarihi bir belge niteliği de taşımaktadır.


 

4. Slaughterhouse 5  | Mezbaha 5 – Kurt Vonnegut, 1969

II. Dünya Savaşı’nda bir gözcü piyade olarak Amerikan Ordusu’nda görev alan Vonnegut, Almanlar tarafından yakalanır ve bir savaş esiri olarak Dresden’e getirilir. Müttefik Devletler 1945 yılında, Vonnegut orada esir iken Dresden’e büyük bir bombardıman harekatı düzenlerler. Bombalarda kullanılan napalm maddesi oldukça yanıcı ve patlayıcıdır. Bu şehir bombardımanında 135.000 insan yaşamını yitirmiştir. Postmodern edebiyatın en değerli eserlerinden birisi olan roman, Billy Pilgrim isimli ana karakterin Almanlar tarafından yakalanarak Dresden’de bir esir kampına götürülmesini ve bombardımanı gördükten sonra savaşın bitmesi ile esir kampından kurtulması ile başlar. Ardından zamanda ileri giderek Pilgrim’in uzaylılar tarafından kaçırılmasını ve bir başka gezegende, Dünyalı Sergisi’nde adeta hayvanat bahçesinde tutsakmışçasına sergilenmesi ile devam eder. Kaleme alınış tarzı ve genel konusu hakkında bir tanım yapması epey güç olan postmodern eser, kara mizahın harikulade bir örneğidir de. Vonnegut’un vatandaşı olduğu ülkeyi eleştirdiği ve tüm insanlığı bir uyanışa çağırdığı Mezbaha 5, edebiyat tutkunu her bireyin keşfetmesi gereken bir kitaptır.


 

5. Nobi | Ovadaki Ateşler – Ooka Shohei, 1951

Kyoto Üniversitesi’nde Fransız Edebiyatı öğrenimi gören ve büyük bir Stendhal hayranı olan Shohei, 1944 yılında Japon İmparatorluk Ordusu’na alınmıştır. Filipinler’e Amerikan Ordusu’na karşı savaşmak için gönderilen askerlerin arasında yer alan yazar, eserinde hasta olduğu gerekçesi ile kendi birliği tarafından savaş sırasında geride bırakılan ve orduyu tamamen hiçe sayarak Filipinler’in ormanlarında ve ovalarında tek başına amaçsızca ilerleyen bir askerin hikayesini işler. Zaman içerisinde, ana karakter Tamura’nın açlık ve doğa ile mücadelesinde akli dengesini kaybetmesini ve çocukluk anıları ile olan imtihanını konu alan oldukça karanlık bir atmosfere sahip eser aynı isim ile, ünlü yönetmen Kon Ichikawa tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. Savaşın acımasız ve karanlık yüzünü berrak bir şekilde ortaya koymayı başaran eser Yomiuri Ödülü’nü almaya da layık görülmüştür.


 

6. Vurun Kahpeye – Halide Edib Adıvar, 1926

Dünyaca ünlü bir gazeteci, akademisyen ve yazar olan Adıvar, yurtdışında verdiği İngilizce konferanslar ve kaleme aldığı eserler ile Türk Edebiyatı’nı Dünya’ya tanıtmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul halkının bilinçlenmesi adına birçok konuşma yapmış ve cephede Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında bir sivil olarak görev alan Adıvar eserinde, Anadolu’da bir kasabaya tayin edilen idealist öğretmen Aliye’nin hikayesini anlatır. Hedefleri olan kadın bireyin Anadolu’da karşılaştığı zorlukları ve cumhuriyetin kurulmasına karşı çıkan kesimi yüksek bir gözlem gücü ile okuyucuya aktarmayı başaran eser savaşların sadece cepheye giden askerleri değil, geride kalan sivilleri de nasıl vurduğunu bize aktarır. Savaşın sosyolojik etkisini, romanında başarılı bir biçimde harmanlayarak bizlere sunan Adıvar’ın Vurun Kahpeye isimli eseri tarihi bir belge niteliği de taşımasından ötürü, unutulmaz savaş romanları arasında yerini almıştır.